|
Resimli
Madencilik Terimleri Sözlüğü - K |
KABAK DİREK, Tavan ve taban
arasına vurulan tek direk. Vurulduğu yerin sağlamlığına göre baş kısmına takoz, dip kısmına da
yastık konabilir.
KABA
KIRMA.
KABA
YONU, Mermer işletmeciliğinde,
taşyüzlerinin imalât yüzeyine paralel yüzeyde tamamen ve taşyanlarının 3-
KABARCIKLI
DÜZEÇ
KABARMA, 1) Su veya basıncın
etkisiyle kayaçların oldukları yerde hacimsel olarak büyümesi. 2) Kayaçların
tabii konumlarından çıkarıldıktan sonra yani gevşetildikleri zaman meydana
gelen hacim artması.
KABARTMALI
CAM, Dökme demirden bir masa
üzerine dökülmüşve demire yapışmaması için aradan madenî bir levha geçirilirken
yüzeyi pürtüklü bir görünüm kazanmışcam.
KABLO, —> Çelik halat.
KABLOLU
SONDAJ, 1)
Takım dizisi balta (matkap), çelik tij, darbe boruları ve halattan oluşan
sondaj metodu. Yükselme-düşme hareketiyle kuyu dibini döverek matkap, formasyonu parçalar. Takım kuyudan çıkarıldıktan sonra,
kırıntılar sondaj kovasıyla (bailer) alınır. Kuyuya su gelmesi ve cıdarların
yıkıntısı muhafaza borusuyla önlenir; muhafaza boruları çimentolanır. Bu
durumda kuyu ilerlemesine bir küçük çapla devam edilir. Kuyu çapı 70-
KAÇAK, 1) Zaiyat. 2) Basınçlı
hava, su veya elektriğin kontrol dışı kaybı. 3) Sondajda devridaim suyu veya çamurun
kuyu içinden geri dönmeyip formasyon çatlaklarından
kaybolması.
KABARMA
KATSAYISI, 1)
Tabii yerinden alınmışolan toprak, kayaç, cevher veya kömürün kazıldıktan
sonraki hacminin ilk durumundaki hacmine oranını gösteren sayı. 2)
Kazılmışm3/yerinde m3 (hacim oranı). Bu oran her zaman 1’den büyük olup,
kazılan malzemenin cinsine göre; kum 1,15; toprak 1,20; kil, çok sert toprak 1,35-1,40; sert kömür 1,5-1,8; şist 1,65 ve gre de 1,8
civarındadır.
KAÇAK
YOLU, 1)
Grizu, yangın vb. tehlike hallerinde, insanları taze hava akımının bulunduğu
yere ulaştıran yol. Kaçak yoluna 45 dk. ile en çok 90
dk. sonra ulaşılabilmelidir. Bu zaman, uzun ayak,
galeri ve kör kuyudaki kaçışhızına; yatım, damar kalınlığı ve geçişyollarının
kesit boyutlarına bağlıdır. Kaçak yolu yürümesi kolay ve bakımlı olmalıdır. 2)
Kaçamak yol. 3) Nefeslik.
KADASTRO, 1) Arazilerin, arsaların
yerini, alanını, sınırlarını belirtip plâna bağlama işi. 2) Taşınmazların
şeklini, içeriğini ve hukuki durumunu belirlemek için düzenlenen sicillerin ve
yapılan işlerin tümü.
KADEME, 1) Dekapajda kullanılan
işmakinelerinin teknik özellikleri ile arazinin fiziksel ve jeolojik yapısına
bağlı olarak belirlenen yükseklikte yatay dilimler. 2) İstihsale hazırlanan
mermer basamağı. 3) Ayna tabanı. 4) —> Basamak.
KADEME
BOYU, Açım işletmede maden
yatağının durumuna, sınırına ve pano boylarına göre örtü kazı ve üretim sahan
kademelerin uzunluğu. —> Şekil, Pano boyu, Pano, Basamak.
KADEMELİ
MATKAP, Önceden açılmışbir kılavuz
sondaj deliği yardımıyla delik çapını büyütmek için kullanılan yardımcı bir
veya birkaç kademesi bulunan özel maktap. Bu matkap sondaj kuyularının
taranarak genişletilmesi, ocaklarda kuyu, kelebe ve başyukarıların nihai çapa
getirilmesi işlerinde kullanılır.
KADMİYUM,
Kimyasal sembolü Cd, atom ağırlığı
112,40, özgül ağırlığı 8,65 gr/cm3, ergime noktası 321½C olan
gümüşbeyazı renginde metal. Tabiatta hemen tamamen çinko ile birlikte bulunur.
KADMİYUM
SPESİFİKASYONLARI, Ticarette işlem
gören kadmiyum metalinin standartlara göre belirlenmişmuhteva oranları. Ticari
kadmiyum % 99,95 ile % 99,9999 arasında bir safiyettedir. Kaplamacılıkta
kullanılan kadmiyumun genellikle en çok: 0,015 Pb ve % 0,033 Zn ihtiva etmesi
istenir. ASTM B440-76’ya göre standart kadmiyum metalinde, metal Cd dışında, en
çok Zn % 0,034; Cu % 0,015; Pb % 0,025; Sn % 0,01; Ag % 0,01; Sb % 0,001; As %
0,003; Te % 0,003 olması gerekir.
KADRAN, 1) Saat, pusula vb. ölçü
aletleri içine yerleştirilen ve üzerinde yazı, rakam ya da başka işaretler
bulunan, ölçü aletinin şekline genellikle uyan düz satıh. 2) 10 x
KAFA, Bütün boyutları yaklaşık aynı büyüklükte olan
değişik geometrik şekillerdeki mostra vermişmaden yatağı tipi.
KAFALA, Doldurma hakkının iyi hesaplanmaması veya
yerleştirmenin doğru yapılmaması sonucunda patlayıcının patlatılmasından sonra
lağım deliği dibinde oluşan çukur.
KAFES, Dikey maden kuyularında insan, malzeme ve vagon
(araba) nakliyatını sağlamak için kullanılan tek veya daha fazla katlı çelik konstrüksiyonlu kabin.
KAGİR (KÂRGİR) İNŞAAT, Taşveya tuğladan yapılmışinşaat.
KAGİR TAHKİMAT, Taşya da tuğladan yapılmıştahkimat.
KAİDE
KONGLOMERASI, 1)
Taban konglomerası. 2) Jeolojik periyodların başlangıçlarında oluşmuş, bir
bakıma periyodların tabanını teşkil eden ve oturdukları zemin ile diskordans
oluşturan konglomera serisi.
KALAMİN , 1) Oksitlenmişçinko cevheri (eski deyim). 2)
Hemimorfit [ Zn4 Si2 O7 (OH)2 H2O] 3)
Avrupada smitsonit’e eski dönemlerden kalan alışkanlıkla kalamin de denir.
KALAS, Kalın biçilmişuzun tahta.
KALAY, Kimyasal sembolu “Sn”, atom ağırlığı 118,70; özgül
ağırlığı 7,28 gr/cm3 olan kimyasal element. Metal olarak elde
edildikten sonra yumuşak, beyaz ve kristalin olur ve normal sı-caklıkta
bükülür; ısıtıldığında kırılganlaşır. —> Standart tip kalay. Yüksek kalite tip kalay.
KALDO
YÖNTEMİ, Boliden (İsveç) firması
tarafından geliştirilen; Kaldo çelik-yapım prosesine
dayanan, başlangıçta ikincil bakırları işlemeyi amaçlayan ancak sonraları
öncellikle kurşun üretiminde faaliyet gösteren pirometalurjik prensiplere
dayalı izabe yöntemi. Bu yöntemde; fırındaki su soğutmalı bir çubuk ile
sıkıştırma ve iyi ısı transferi vermek üzere dönen bir tank kullanılır ve
üstten üflemeli döner konverterler gibidir.
KALEM, 1) Mermer
işletmeciliğinde 20-
KALEMLİ, —> Taraklı.
KALFA, 1) Yetişme aşaması çırakla
usta arasında olan (işçi) zanaatçı. 2) Usta yardımcısı.
KALINLIK, Mermer işletmeciliğinde, taşın oturduğu yüzey ile
bu yüzeye paralel olan ve taşın en üst noktasından geçen yüzey arasındaki
yükseklik.
KALIN
KESİTLİ ÇUBUKLAR, —> Uzun hadde ürünleri.
KALİBRASYON, Bir imâlatın, cihazın
veya tartı aletinin olması gerektiği şekil, biçim, ölçü veya yapıda olup
olmadığını anlama ve değilse; düzeltme işlemi.
KALİFİYE
İŞÇİ, Yetişmiş, zanaatinde önemli
bir ilerleme kaydetmişve beceri kazanmışişçi.
KALİTELİ
ÇELİK, Her türlü dövme ve makine
imalat sanayiinde kullanılmaya uygun; kimyasal, fiziksel ve metalurjik
özellikleri garanti edilebilen ve bu garantiyi vermek üzere ihtiyaç duyulan tüm
güvenilir muayene, ölçüm ve deneyleri yapılmışolan, müşteri talebi üzerine,
ilgili izlenebilir dökümanları sunulabilen karbonlu-, orta ve yüksek alaşımlı çelik
mamulleri. Kaliteli çelikler kullanım alanlarına göre üç grupta
değerlendirilir. a) Alaşımsız çelikler: Genel makine yapım çelikleri, Takım
çelikleri, Asal çelikler. b) Az alaşımlı çelikler: Genel makine yapım
çelikleri, Elektrodluk, Halatlık ve Tellik çelikler, Civata çelikleri, Takım
çelikler, Yaylık çelikler. c) Yüksek alaşımlı çelikler: Özel yapı çelikleri,
paslanmaz çelikler, Isıya dayanaklı çelikler, Takım çelikleri, cıvatalık
çelikler.
KALKARONİ
USULÜ, Kükürt maden yatağından
kütleler halinde üretilen cevherin; yakıtı az olan bölgelerde yığılıp
ateşlenmesi suretiyle kısmen yanan kükürdün verdiği ısı ile diğer kısmın
ergiyip akmasıyla yapılan kükürt üretimi.—> Şekil, Fraşmetodu.
Üretilen kükürt cevherinden kükürdün izabehanede
elde edilmesi ise, üretilen cevherin büyük potalara konulup potanın alttan
ısıtılması, kükürdün kaynayıp buharlaştırılması ve kükürt buharının
soğutulmuşdiğer potalarda yoğunlaştırılması yoluyla yapılır (—> Şekil) ve daha sonra arıtılır.
Kükürt buharları sıvı hale geçmeden yoğunlaşacak
olursa ince bir toz elde edilirki buna “ kükürt çiçeği “ denir. Eğer buharlar
yoğunlaşırken sıvı hale gelirse bu sıvı ıslak tahtsa kalıplara çubuk şeklinde
dökülür. Buna da “ çubuk kükürt “ denir.
KALKER, —> Kireçtaşı.
KALKER TÜFÜ, Pamuktaş. Fazla miktarda kalsiyum karbonatı havi yeraltı
suları kaynak halinde dışarı çıktıkları zaman CO2’nin uçması ile
kalsiyum karbonatın çökelmesinden oluşan kayaçlar. Bunlardan tüfler delikli,
pamuktaşlar ise nisbeten daha kompakt olur, bu tür su kaynaklarına “Taşyapıcı
kaynaklar” da denir, —> Mermer cisleri , Traverten.
KALORİMETRE,
Katı veya sıvı yakıtların
kalorifik değerlerini tayin etmeye yarayan cihaz. Kalorimetrenin çalışma
prensibi, yakıt numunesinin dışa karşı yalıtılmışkapalı bir kapta yakılarak kabın
dıştarafında bulunan suyun ısınmasının tesbiti ile kalorifik değeri bulma
esasına dayanır.
KALSEDON,
Kesif, kriptokristalli, ışınsal
görünümlü şeffaf, beyaz veya renkli ve esas unsuru SiO2 olan, önemli
miktarda çört ihtiva eden mineral. Genellikle bazalt içindeki boşluklarda
bulunur. Bir tür ziynet taşıdır; akik’in malzemesini teşkil eder.
KALSİNASYON,
1)
Cevherin bünye-sindeki kristal suyu ve CO2’in cevherden veya
kayaçtan uzaklaştırılması işlemi. Cevherin bünyesindeki suyu uzaklaş-tırmak
için 300½C, CO2’i uzaklaştırmak için de 600-800½C
ısıtma gerekir. 2) Kireç taşından sönmemişkireç elde edilmesi (kireç yakma).
KALSİNE
DOLOMİT, —> Dolomit.
KALSİNE
MANYEZİT, Manyezit veya magnezyum
hidroksitin döner ve dikey fırınlarda, 900½C-1100½C
arasında bir ısıda kavrulması suretiyle elde edilen MgO terkibindeki ürün. Bu
proseste genel olarak ton başına 75-100 kWh elektrik
enerjisi veya 250-
KALSİNE
ŞAP,—> Şap.
KALSİT
(Ca CO3), Çok değişik
kristal şekilli, çeşitlilik arzeden ve ekseriya tedrici olarak dolomit haline
gelen, kalkerler içinde büyük kitleler, kayaç kovuklarında veya çatlaklarında
küçük kristaller halinde bulunan sertliği 3 ve özgül ağırlığı 2,7 gr/cm3
olan bir damar minerali. Nadir bulunan şeffaf kalsit kristallerine İzlanda
spatı, ikiz uzun ve sivri uçlu olan krsitallere “Köpek dişi kalsit”,
mağaralarda damlayan sudan oluşan kalsit kristallerine “Sarkıt ve Dikit“ adı
verilir.
Kalsit saf iken bazan saydam, genellikle opak ve
ekseriya beyazdır. Katışıklar yüzünden sarı, portakal, kahverengi ve yeşil
renkli tonlarda da olur. İlk kez 17. yüzyılda İzlanda’nın doğu kıyılarından
elde edilen İzlanda spatı, Nikol ve Ahrens prizmaları gibi ışığı kutuplayan
prizmalarda ve mikroskoplarda, polariskoplarda ve öteki optik aygıtlarda
kullanılmaktadır. Beyaz mermer, traverten, tüf, tebeşir, albatr (süs eşyası
yapmak için kullanılan sert, bandlı bir nevi traverten), oniks (bir nevi albatr
olup, daha berrak ve yarı saydam olanı ışığı geçirir —> Oniks mermeri), Satin spat
(kalsitin lifli ve ipek görünüşlü olanı.)
Kalsit, asit içinde CO2 kabarcıkları
meydana getirerek erir. —> Aragonit.
KAMA, 1) Ağaç veya madeni
bağların arkasını pekiştirmek ve tahkimatın normal çalışmasını sağlamak için kullanılan,
testere ile ortasından (ekseninden) kesilmişince maden direğinin bir tarafı.
İnce maden direğinin balta ile ortasından yarılması suretiyle elde edilen
kamaya da şak kama denir.Kama metal veya teçhizatlı
beton olarak imâl edilir. 2) Makine elemanlarında, iç içe iki silindir
parçasının kaymadan birlikte dönmelerini sağlayan parça. Bunların kesitleri
genel olarak diktörgen şeklinde olur ve kesmeye çalışırlar. Kamalar vurma kama
(konik biçiminde yapılır) ve gömme kama olarak imâl
edildiği gibi kullanıldıkları yere göre de enine kama, boyuna kama ve feder
şeklinde de yapılır. 3) Taş, ağaç vb. masif kütleleri parçalamak için bu
kütlelerin çatlakları arasına çakılmak suretiyle yerleştirilen (yarım balta)
keski. 4) Mermer işletmeciliğinde kullanılan, ağzı genişve keskin kısa boylu
meşe veya çelikden mamül ayırma aleti.
KAMA KAYMASI, —> Heyelan.
KAMALAMA,
Ağaç, sac, beton lata veya telörgü
gibi tahkimat malzemeleri ile tahkimat birimlerini birbiriyle irtibatlamak,
gevşek kayaç parçalarının düşmesini engellemek, kayaç içindeki gerilimin bağlar
üzerine eşit bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla ağaç veya madeni
bağların arkalarının takviyesi ve kaplanması.
KAMA
ORTA, Patlatıldıklarında, alında
kama biçiminde ek serbest yüzey oluşturacak düzende dizilmişdeliklerin
oluşturduğu orta. —> Orta çekme.
KAMAYÖ,
KAME, Oyulmak suretiyle üzerine
kabartma resmi yapılmış, kenarı metal çerçeveli, iki katmanlı ve her katmanı
ayrı renkli kıymetli taştan yapılmışbroş.
KAMPANACI,
—> Çancı.
KAMULAŞTIRMA,
İşletme ruhsat süresi boyunca
ruhsat alanında kalan özel mülkiyet arazilerine madencilik faaliyeti için
zoralım.
KAMU İKTİSADİ KURULUŞU (KİK),
Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğinde mallar ile temel mal
ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan
Kamu İktisadi Teşebbüsleri, 233 sayılı KHK’ye göre KİK sayılan KİT’ler: Türkiye
Elektrik Kurumu (TEK), T.C. Devlet Demiryolları (TCDD), T.C. Posta Telgraf ve
Telefon İşletmesi (PTT), Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ), Türk Hava
Yolları (THY), Uçak Servisi A.Ş. (USAŞ), Çay Kurumu (ÇAY-KUR), Tekel
İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TEKEL) ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü
(TİGEM) dir.
KAMU
İKTİSADİ TEŞEBBÜSÜ (KİT) , Sermayesinin
tamamı veya bir bölümü devlete ait olan yetkili bir kamu kuruluşunun
denetiminde çalışan —> İktisadi Devlet
Teşekkülü (İDT) ile —> Kamu
İktisadi Kuruluşlarının (KİK) ortak adı. Türkiye’de KİT sistemi, 1935’lerde
Sümerbank ve Etibank’ın kurulması ile başladı.1938’de çıkarılan bir kanunla
Sümerbank, Etibank, T.C. Ziraat Bankası, Denizbank ve Devlet Ziraat
İşletmeleri, İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) adıyla yeniden düzenlendi ve
daha sonra kurulan İktisadi Devlet Kuruluşların yasa kapsamına alındı. Kamu
İktisadi Teşebbüsleri terimi, ilk olarak 1961 Anayasasında geçti. 1982 yılı
Anayasasında KİT’ler “Sermayesinin yarıdan fazlası doğrudan doğruya veya
dolaylı olarak devlete ait olan kamu kuruluşve ortaklıkları” biçiminde
tanımlandı. 1983 tarihli 233 sayılı KHK ile KİT’ler —> Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) ve —> İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) olarak ikiye ayrıldı. Ayrıca
müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletme sınıflandırması yapıldı. İDT’ye
ait olup, ona bağlı işletme ya da işletmeler topluluğu “Müessese” ,
sermayesinin %50’sinden fazlası İDT yada KİK’e ait
olan işletme ya da işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketler “Bağlı
ortaklık”, müessese ve bağlı ortaklıkların sermayelerinin en az %15’ine, en çok
%50’sine sahip bulundukları anonim şirketler “İştirak” olarak tanımlandı.
233 sayılı
KHK’ye bağlı olmayan KİT’ler ise ; Atatürk Orman
Çiftliği (AOÇ), Devlet Sanayi İşçi Yatırım Bankası (DESİYAB), Ereğli Demir
Çelik Fabrikaları TAŞ (ERDEMİR), İller Bankası Genel Müdürlüğü ile İl özel
idareleri ve belediyelerinin yarısından fazlasına tek başına ya da birlikte
sahip oldukları iktisadi teşebbüsler, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), T.C.
Emekli Sandığı, Esnaf ve Sanatkarlar ve diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu (BAz-KUR), Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ve Milli
Piyango İdaresi (MP) olrak belirlenmiştir.
KANAL, —> Yarma.
KANCA, 1) Küçük ocak arabalarını
(vagonetleri) birbirine bağlayan düzen. 2) Vinçlerde halat ucuna bağlanan,
vincin kaldırma veya çekme işlemini yapmasında kolaylık sağlayan parça.
KANCACI, Arabaları
kancalamak veya kancalarını kesmekle görevli işçi.
KANCA
KESME, 1)
Kancalanmışarabanın kancasını açma. 2) Raylı nakliyatta katarın ünitelerini
bağlayan kancanın herhangi bir nedenle (kopma, açılma, kurtulma, vb.) açılması.
KANDİL, 1) Temeli tek bir kaldıraç
ya da helezon bir yay olan tartı aracı. 2) Çıkarılan madenin satışında daralı
veya darasız olarak tartılarak pazarlanmasını sağlayan tesis. 3) Eskiden
kullanılan 44 okkalık bir ağırlık birimi.
KANTARCI, Kantar
tesisinde çalışıp, tartı işlerini yapan ve kayıtları tutan sorumlu kişi.
KANTAR
FİŞİ, Maden nakillerinde taşınan
cevherin ağırlığını gösterir tartı makbuzu.
KANTAŞI , Doğada ender olarak bulunan hematit türü. Taşlanır ve
perdahlanırsa, koyu çelik parlaklığını alır ve mücevher olarak kullanılır.
KANYON, Ya nemli bölgelerde derin yarıklarda meydana
gelmişveya kurak bölgelerde çok güçlü derinliğine aşınmadan doğmuş, çok dik
yamaçlı boğaz biçimli vadi. Kapız.
KAOLEN ,
1) Belli ortam ve koşullarda,
yeraltı ve yerüstü sularının veya termal eriyiklerin andezit, dasit, porfir
gibi volkanik kayaçları bozuşmaya uğratması (alterasyon) sonucu oluşan
aluminyum-hidrosilikat bileşiminde bir hammadde. Yeraltı sularının ve asit
bünyeli termal eriyiklerin etkisi ile alkalili silikatlardan olan feldispatlar
alkali metallerini (K toprağa geçer, Na ise su ile götürülür) ve kısmen de
silislerini kaybederler ve bileşimlerine su alarak yeni bir mineral, kaolinit
durumuna geçerler. Kaolenler, 2 H2 O, Al2 O3,
2 Si O2 gibi bir kompozisyona sahip sulu aluminyum silikatlardır. Kaolenleşme
olayına feldispatlarla birlikte bulunan kuars, mika ve demirce zengin bazı
mineraller de katılırlar. 2) Çin kili 3) Porselen kili.
Saf kaolen’in ergime derecesi
a- Kaolen, kağıt sanayiinde
selülozdan sonra en büyük hammadde miktarını oluşturur ;
burada dolgu maddesi olarak kullanılır.
Bu tür kaolende aranan özellikler şöyledir :
Dolgu Kaplama
kaolen % kaolen %
Al2 O3
24-41 34-41
Si O2 45 45
Ca O en çok 1 en çok 1
Mg O en çok 1 en çok 1
Fe2 O3 0,5 0,5
Ham beyazlık en az 80 en
az 80
Aşınma kaybı 50 mg 15
mg
b- Seramik kaoleninin
; suda dağılması, plastik olması, pişme küçülmesinin fazla olması, pişme
renginin beyaz olması gibi özellikler taşıması istenir. Kaolen; porselen, duvar
fayansı, izolatör imalinde refrakterlerde ve kaplama tuğlalarında kullanılır.
Seramik kaoleninin özellikleri :
Al2 O3 %30
Si O2 %70’den az
CaO+MgO %2’den az
Fe2 O3 %0-0,5
c- Gerek doğal, gerekse sentetik kauçuğun yapımında
dolgu maddesi ve genleştirici olarak kaolenden yararlanılır.Cateks
karışımına giren kaolen aşınmaya karşı direnci arttırır ve sertlik giderir.
d- Kaolen, kimyasal bakımdan atıl olması nedeniyle
boyalarda genleştirici olarak kullanılır. Aranılan alıcılığa sahiptir.Rengi
beyaz ve pahalı boya pigmenti ikame edici olduğundan maliyeti de düşürür.
e- Kaolen ayrıca plastik yapımında dolgu maddesi
olarak da kullanılır. Yüzeyi cazip hale getirebilmekte, cazip renkler
kullanılmasına imkan vermektedir.
KAOLİNİZASYON,
Taşyapıcı bazı minerallerin
dekompozisyonu (çürümesi, alterasyonu) sonucu kaolen ve kil teşekkül etmesi
olayı.
KAPALI
TİP HALATLAR, En dıştelleri
yuvarlak olmayıp profilleri yardımı ile birbirine
kenetlenmişhalat. Kapalı halatlar üzeri bir veya birkaç özel profilli
tel katı ile kaplı, iç kısmı yuvarlak tellerden teşekkül etmişkatların meydana
getirdiği tek demetli (toronlu) halat. Bu sebeple, bu halatın yapımı, ona
mükemmel düz bir yüzey verdiğinden iç kısımı muhafaza edilmişve böylece halatın
aşınmaya ve dönmeye karşı direnci de artmışolur. Bunlar daha ziyade ihraç
tesislerinde ve teleferiklerde taşıyıcı halat olarak kullanılır. —> Şekil, Çelik halat,
Halat damar düzenleri, Halat dolamı, Halat simgeleri.
KAPAK, 1) Başyukarılarda,
ayaklarda veya göçük olmuşyerlerde malzemenin akmaması için kamalarla yapılan
perde. 2) Ocak imalatı tavanında bulunabilen silisleşmişağaç fosilleri. —> Kapak taşı.
KAPAKLI
OLUK, Yükleme yerlerinde madenin
banda verilmesini veya vagonların muntazam dolmasını sağlayan küçük silo
çıkışı.
KAPAK
TAHTASI, Ağaç tomrukların tahta
veya kalas olarak biçilmesi sırasında kenardan artık olarak çıkan kesiti daire
parçası (sekman) şeklinde olan ağaç.
KAPAK
TAŞI, Birbiriyle açı teşkil eden
yarık ve çatlaklar arasında olan ve alttaki madenin alınmasından sonra ani
kopma tehlikesi gösteren kayaç kitlesi.
KAPALI
İŞLETME, 1)
Yeraltında bulunan maden kitlesini (yatağını) istihsal edebilecek duruma
getirmek amacıyla uygulanan maden ocağı işletme sistemi. 2) Kapalı ocak.
KAPALI POLİGON, —> Poligon.
KAPAN, —> Petrol
yatakları.
KAPASİTE,
1)
İşmakinalarının birim zamanda yapabilecekleri işi gösteren ölçü. m3/h,
m/h, cm/dk gibi. 2) Bir tesisten birim zamanda (saat, gün, ay, yıl)
üretilebilecek maksimum miktar (t, m3, vb.)
KAPI, —> Havalandırma
kapısı. Çift kapı.
KAPLAMA, 1) Genişanlamda
marangozlukta, çeşitli ağaçlardan elde edilen çok ince ahşap levhaların ahşap
bir eşyanın yüzeyine yapıştırılarak örtülmesi işlemi. 2) Metal, plâstik ve
porselen gibi malzemelerin, dayanıklığının artırılması ve görünümlerinin
güzelleştirilmesi için sert ve geçirimsiz bir metal katmanla sıvanması. Altın,
gümüş, paslanmaz çelik, palladyum , bakır ve nikel
kaplamalar, malzemenin kaplama maddesini içeren bir çözeltiye daldırılması
yoluyla elde edilir. Kaplama maddesi malzemenin yüzeyine kimyasal ya da elektro kimyasal etkiyle tutunur. —> Elektroliz, Galvanopasti (Elektrikli Kaplama), Elektriksiz Kaplama,
Elektrolit.
Eşyaların süslenmesi amacıyla da yararlanılan
kaplama işlemi, daha çok yumuşak malzemelerin dayanaklılığını artırmak ya da
yenime (korozyona) karşı direncini artırmak amacıyla uygulanır.
KAPLAMA
TAŞI, Mermer işletmeciliğinde ayrı
bir taşıyıcı imalât önüne kaplanmak üzere ön ve yanlardan başka arkaları da
işlenmiştaşlar. Kalınlığı, arkasındaki dolgu kalınlığından azdır.
KAPLAN
GÖZÜ,—> Kristalin kuars.
KAPLİN, —> Kavrama.
KAPMA
EKSKAVATÖR, 1)
Tutucu kepçe ile (kazı yapan) çalışan kazı makinesi. 2) Grayferli ekskavatör.
KAPSÜL, Detonasyonu başlatmak için kullanılan patlayıcı
madde (lokum) içerisine konan silindir biçiminde, içi duyarlı veya iki ayrı
ecza maddesi ile doldurulmuşfitil veya elektrik akımı ile ateşlenerek patlamayı
oluşturan ucu kapalı kovan. 2) Detonatör. Primer ecza, cıva fulminat gibi çok
hassas bir patlayıcı maddeden; sekonder ecza ise tetril, nitropenta vb.
brisanslı bir patlayıcı maddeden olur. Âdi ve
elektrikli kapsül olmak üzere iki cinsi vardır. Elektrikli kapsülün de ayrıca;
köprülü, aralıklı, saniyeli, milisaniyeli, gecikmeli (tavikli) kapsül olmak
üzere kullanılacakları yere ve gayeye göre imâl edilen
cinsleri bulunur. —> Elektronik
gecikmeli kapsül.
KAPSÜL PENSESİ, Fitilin
kapsüle yerleştirilmesinden sonra kapsülün ucunu emniyetle sıkarak fitilin
kapsül dışına çıkmasını sağlayan özel pense.
KARA
ALTIN, —> Petrol.
KARA
BAKIR, Fazlaca demir ve diğer
yabancı maddeler içeren ve % 6-20 Cu tenörlü oksitli
bakır cevherinin ergitilmesi sonucu elde edilen; renginden dolayı
isimlendirilmiş, ürün.
KARA
BARUT, —> Barut.
KARA
FASİYESİ, —> Fasiyes. Nehir alüvyonları, sel
alüvyonları, göl, lagün ve buzul fasiyesi olarak teşekkül etmiştortul
tabakalar.
KARA
ELMAS, 1)
Kayaçları delmek işinde kullanılan siyah elmas. (Boarts) (Karbonado). 2) Mecazi
manâda maden kömürü.
KÂRA
GEÇİŞ NOKTASI, 1)
Gelir ve giderlerin birbirine eşit olduğu üretim hacmi noktası. 2) Değişken
üretim faktörleri maliyetinde bir veya daha fazla alternatiflerin ekonomik
oldukları nokta.
KARA
KEHRİBAR, Siyah renkli, parlak,
yoğun ve homojen bir linyit türü. İyi cila kabul ettiğinden yontularak ziynet
eşyası yapımında kullanılır. —> Oltutaşı.
KARAKOL, Asansör, vinç ve varagel başlarına, diplerine veya
galerilere yapılan özel emniyet bariyeri (engeli).
KARAKTERİSTİK
FOSİL, 1)
Sadece belirli bir jeolojik devirde yaşadığı için, o fosilin içinde rastlandığı
bir tabakanın yaşını tayin etmeye yarayan fosil türü. 2) —> Kılavuz fosil.
KARALOKS,
—> Korund.
KARAT, 1) Elmasları (kıymetli
taşları) tartmak için kullanılan ağırlık birimi (3 1/6 troygram yani 205 mg.)
Uluslararası sistemde metrik karat ise; 200 mg’lik bir ağırlığı ifade eder. 2)
Altın alaşımının sağlık derecesi. Saf altın 24 karat olarak kabul edilir.
Goldsmith standardına göre 22 karat altın; 22 parça altın, 1 parça bakır ve
1parça gümüşten ibarettir. —> Uluslararası
Birimler Sistemine Dair Yönetmelik. Madde 38.
KARBON
DİOKSİT (CO2), Renksiz,
kokusuz, asidimsi lezzetli, havaya nazaran yoğunluğu 1,52 ve O°C ve
Ocaklarda, CO2 canlıların nefes alıp
vermesi, ağaçların çürümesi, kömürlerin oksitlenmesi, yangınlar, kömür tozu
veya grizu patlamaları, lağım atımları vb. nedenlerle oluşur. Ayrıca, jeolojik
yapıdan dolayı arazide basınç altında bulunan CO2' nin yeraltında
çalışılan yere ani olarak püskürmesi (degajı) suretiyle de ocak havasına
karışır. Parlak ve normal yanan bir lambanın alevi havadaki CO2 % 3
civarında iken donuk ve kırmızımtrak bir renk alır, şûle
kesik cızırtılı alçalışlar ve yükselişler gösterir. Lambanın şûlesi
söndüğü halde o ortamda insan yaşayabilirse de yaşam için tehlikeli durum
başlamışdemektir. CO2 havadan ağır olduğu için galeri ve kuyuların
alt seviyelerinde, kuytu ve kör bacalarda toplandığından bu gibi yerlerde CO2
‘i uzaklaştırmak için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.
KARBON-IN
PULP (CIP) YÖNTEMİ,
Gümüşkonsantresinden (yaklaşık % 50-80 gümüşiçeren
çökelti) gümüşelde etme yöntemlerinden biri. Pulp İçinde karbon şeklinde de
ifade edilebilen bu yöntem, uygulama sayısının azlığı nedeniyle, siyanürleme
kadar rağbet görmemiştir. CIP tekniği liç çözeltilerinden altın ve
gümüşkazanımı için uygulanır. Liç çözeltilerinde iyonik hale geçmişolan gümüşü
aktif karbonun bünyesine absorblanmasından ibarettir. Aktif karbon; odun,
kömür, hindistan cevizi, fındık, ceviz kabuğundan üretilir. Aktif karbonun tane
boyutu, pulp içindeki katı taneciklerden daha iri olmakta ve elekler
vasıtasıyla pulptan ayrılmaktadır. Daha sonra; etanol, kostik soda ve sodyum
siyanür içeren çözeltiye 90°C’lık ısı sağlanır. Aktif karbona alınan
gümüşdesorbe edilir. Aktif karbona yüklenecek gümüşmiktarı; altın/gümüşoranına,
cevher özelliklerine, liç çözelti tenörüne ve değerli metal iyonları miktarına
bağlıdır.
KARBON MONOKSİT (CO),
Kolay alevlenen, renksiz, kokusuz ve lezzetsiz, havaya nazaran yoğunluğu 0,97,
O°C ve 760mm cıva basıncında 1m3’ünün ağırlığı
CO gazı havada % 15-28
oranında bulunduğu takdirde patlayıcı olup en tehlikeli oran % 20 dir. CO fazla
ısı olan yerlerde daha az oranlarda olsa bile (
Kömür madenlerinde, ocak, ayak, pano gibi yerlerde
alınan hava nümunelerinde CO tesbit edilmesi buralarda yangın başlangıcının
işareti olarak kabul edilir. Havadaki CO miktarı yangın nedeniyle kapatılan
ocak kısımlarında baraj arkasından alınan hava numunelerinde CO oranı ölçülerek
yangın durumu kontrol edilir. Alınan nümunede CO tesbit edilmemesi yangının
söndüğünü ve barajın açılabileceğini gösterir.
CO zehirli olması nedeniyle çalışanların sağlığı
bakımından havadaki oranı % 0,1-0,2 oranı bile insanı
15 dakika içinde rahatsız etmeyen bir kesiklik ve uyuklama hissi ile
yavaşyavaştehlikeli bir duruma sokabilir.
KARBON SİYAHI , İhtiva ettikleri aromatik hidrokarbonların, yüzdesi
oldukça yüksek organik bileşiklerin bir reaktörde kısmi yanmaları sonucunda
oluşan madde. Lastik sanayiinde; oto lastiği, makine parçaları, kablo, taşıyıcı
bantlar, hortum, topuk va taban lastiği imalinde, boya maddesi olarak vernik,
plastik, matbaa mürekkebi, daktilo şeridi, karbon kağıdı
imalinde kullanılır. Pelet ve dökme halde piyasaya sürülür. Bir petrokimya
sanayii ürünü.
KARBORANDUM , Aşındırıcı madde
olarak kullanılan silisyum karbürün (SiC) ticari adı. Bileşiminde silisli kum,
kok kömürü ve testere talaşı bulunan karışımın elektrik fırınlarında ısıtılarak
Si O2+
KARBONLA
ABSORBLAMA YÖNTEMİ, —> Siyanür liçi ile altın üretimi.
KARA
TUMBA, 1)
Bir panoda, panonun kılavuzlar ve başyukarılar sürülerek topuklara ayrılması ve
topukların alınması şeklinde uygulanan işletme metodu. 2) Bir tür ilkel oda ve
topuk yöntemi. —> Tumba metodu.
KARBİT, Karbonun bir metal veya yarı metal ile yaptığı
ikili bileşikler. Hafif metallerin karbitleri su etkisi ile metal hidroksit ve
karbonlu hidrojen verir. —> Karpit. Teknikte
demir karbit (Fe2C) bir demir cinsidir. Wolfram karbit tabii
sertliği yüksek bir metaldir.
KARBONİZASYON,
1)
Kömürün oksijensiz bir ortamda ısıtılarak, gaz, sıvı ve katı ürünlerine
ayrılması işlemi. Karbonizasyon işlemi ile kimyasal hammaddeler de
üretilebilir. Karbonizasyon işleminin şartları üretim amacına yönelik olarak
belirlenir. Madencilikte bu işlem kok üretimi ve briketleme için yapılır.
Karbonizasyon işleminde çıkılan son sıcaklık ürün yapısını etkiler. Sıvı ve
katran çıkışı
KARBOKSİMETİLSELÜLÖZ,
—> CMC.
KARBONADO,
—> Karaelmas.
KARBON
ÇEVRİMİ, Atmosfer ve hidrosferde
dioksit şeklinde bulunan karbonun çökelme ve özümleme olayları sonucu biyosfer
ve litosferde depolanması ve bu karbondioksitin doğalgaz, metamorfizma,
endüstri, çürüme ve solunum yolu ile tekrar atmosfere dönüşü.
KARBONLU
SEDİMANLAR, İçerisinde bulunan
karbon miktarına göre değişen ve çeşitli isimler alan sedimanter tabakalar.
KARBORANDUM,
Aşındırıcı madde olarak kullanılan
silisyum karbürün ticari adı. Silisli kum, kok kömürü ve testere talaşı
elektrik fırınlarında ısıtılarak SiO2+
KARBÜRATÖR,
Patlamalı motorlarda akaryakıtın
buhar durumuna gelip hava ile karıştığı cihaz.
KARDOKS
YÖNTEMİ, Sıvı karbon dioksit
doldurulmuşve bir ısıtma elemanı içeren çelik bir kovan içinde oluşturulan
yüksek basınçlı karbondioksit gazının aniden boşaltılmasıyla sağlanan patlatma yöntemi.CO2
gazının genleşmesi sonucu ortaya çıkan güçlü itme özelliği, kayacın bünyesindeki
çatlaklara nüfuz ederek parçalanmalarını sağlar ve onları adeta serbest yüzeye
doğru iter. Çelik kovandan ani olarak deşarj olan CO2 gazı da bu
sırada çevresini soğutur. Kardoks bir patlayıcı olarak kabul edilmediği için
patlayıcı maddelerin tabi olduğu resmi işlem dışındadır. Parçalanmak istenen
kütle, kardoks tüplerinin girebileceği çapta ve derinlikte delinir ve içine
kardoks tüpleri yerleştirilir ve seri olarak bağlandıktan sonra manyeto ile
ateşleme yapılır. Kardoks sistemi, yapacağı işin özelliklerine göre; özel
alaşımlı diskin kalınlığına, tüpün tipine, boşalma basıncının, hacminin
varyasyonuna göre adapte edilebilir. İşin özelliklerine göre çeşitli boy ve
çapta kardoks tüpleri vardır,
KARGİR
TAHKİMAT, İnşaat taşları ile
yapılan tahkimat türü.
KARIŞIK
BAĞLAMA, —> Elektrikli kapsül.
KARIŞIK GAZ, —> Kuvvet gazı, Jeneratör gazı.
KARIŞIK
SARIMLI HALAT, Kordonları teşkil
eden tellerin bir kordonda sağ sarımlı müteakip kordonda sol sarımlı olması
durumundaki halat. —> Çelik
halat, Halat dolamı.
KARIŞTIRMA
LİÇİ,—> Bakır liçi.
KARIŞTIRICI,
1)
Flotasyon işleminde hava habbeciklerinin oluşmasını kolaylaştırmak ve mineral
çamurunda (şlam) sürekli ve muntazam bir karışım sağlamak için kullanılan
mekanik düzen. 2) Sondaj çamurunu belirli kıvamda tutmak için çamur
tulumbasının basma borusundan alınan çamuru çamur tankı veya havuzuna püskürten
(tabanca) boru. 3) Genel anlamda bileşim, tane iriliği, nem gibi özellikleri
bakımından heterojen olan taneli malın hacimsel olarak homojen hale
getirilmesini sağlayan düzen.
KÂRLILIK,
1) Kârın
kullanılan kapitale oranının % olarak ifadesi. Burada, kullanılan kapital
olarak ana kapital ile yabancı kapitalin toplamı veya yalnız ana kapital
dikkate alınır. 2) Bir kuruluşun bir hesap dönemindeki varlık artışının
göstergesi.
KARMA
DİSKORDANS, —> Aykırı tabakalaşma.
KARNALİN, Ekseriya saydam, kırmızı veya kırmızımsı
kahverengi tonlu bir —> Kalsedon.
KARO, Ocakların çalışmalarında sürekliliği sağlamak için
gerekli hizmetlerin görülmesine yarayan yer üstündeki kuyu binası, vinç binası,
lavvar (eleme ve zenginleştirme) tesisleri, kuyu kulesi (şövalmanı), kompresör,
vantilatör, direk harmanı, artık harmanı (hurdalık), lavvar suları arıtma
tesisleri, enerji santralı ve buhar tesisleri, kömür
ocaklarında kok fabrikası ile kömür siloları, yan ürün tesisleri, gaz deposu
gibi yerüstü tesislerinin bulunduğu alan.
KARO
ŞEFİ, Bölge, bölüm veya ocak
karosunda amirleri tarafından gösterilen işi teknik, idari ve emniyet
bakımından emir ve nizamlara uygun bir şekilde yürüten ve her üç vardiyadan
mes’ul olan kimse.
KAROT, Yeraltında bulunan formasyonlar
hakkında bilgi edinmek üzere geliştirilen özel delici uçlar (kronlar)
yardımıyla sondaj yapılırken; doğal formasyondan kesilerek alınan silindirik
numune.
KAROTİYER,
Sondajda karot numune alıp
yeryüzüne çıkarmaya yarayan, genellikle standardize edilmişveya özel dizaynlı çok çeşitli çap ve tipteki numune alıcıları. Tek
tüplü, çift tüplü, vayrlayn, üç tüplü (denison), rijit veya hareketli iç tüplü
vb. tipleri vardır. —> Şekil.
KAROTİYER
BAŞLIĞI, Sondajda karotiyerin
tijlere bağlanmasını sağlayan ara parça.
KAROT
SANDIĞI, Sondajda karot
numunelerinin bir sistem dahilinde içine
yerleştirildiği ve saklandığı sandık.
KAROT
TUTUCUSU, 1)
Sondajda karotun karotiyerden düşmesini önleyen parça. 2) Keçir. 3) Sekman.
KAROT
VERİMİ, Sondajda bir manevrada
elde edilen karot boyunun o manevrada takımın ilerlediği mesafeye oranının
yüzde olarak ifadesi.
KARPİT, 1) Kalsiyum karbür (CaC2)
bileşiğine ticarette verilen ad. Karpitin su ile temasında oluşan kimyasal
reaksiyonda asetilen gazı açığa çıkar. Bu özelliği nedeni ile karpit
madencilikte veya diğer yerlerde aydınlatma amacı ile karpit lambalarında,
sanayide de oksijen kaynağı işlerinde kullanılır. 2) Karpittaşı.
KARPİT
LÂMBASI, İçerisinde bulunan karpit
(CaC2) ve suyun kimyasal reaksiyonu sonucunda çıkan asetilen gazının
yakılması ve böylece ışık vermesi esasına dayanan aydınlatma aracı. Karpit
lâmbası alevi açıkta olduğundan, patlama tehlikesi olan yerlerde kullanılmaz.
Karpit lambasının vardiyada karpit tüketimi 250 gr.
civarındadır. Lambanın üst kısmına su, alt kısmına da karpit doldurulur. Üst
kısımdaki su bir kelebek vida ile ayarlanmak suretiyle alt kısımdaki karpit
üzerine damlatılır. Alevin ışığından daha fazla yararlanmak için lambaya bir de
iç bükey metal reflektör de takılabilir. Asetilenin çıktığı meme tıkanırsa
lamba söner; daha sonra tıkalı meme fırça ila açılır. —> Şekil
KARST VE
KARSTLAŞMA, Poröz, çözünebilir ve
kalınlığı fazla kayaçlar (bilhassa kireç taşları) içinde, bunlar boyunca veya
derine doğru hareket eden meteorik sularla daha az olarak çökel havzalardan
türeyen ılık ve sıcak suların; derin yerleşimli mağmatik bir kaynakla ilişkili
sıcak sıvıların oluşturdukları, çözünme, aşınma ve çökme ile oluşan erime
yapıları. Genel olarak “Karstlaşma” bir olayı, “Karst” ise bu olay sonucunda
ortaya çıkan yapıları anlatır. Karst sözcüğü Yugoslav dilinde kras ve İtalyan
dilinde Carso sözcüklerinin Almanca’sıdır.
KARŞI
AĞIRLIK,—> Kontrupua.
KARŞI
GALERİ, Galeri açmada iki yönden
ilerleme yapıldığı zaman, birine göre diğerinin aldığı isim.
KARTİYE, Bir veya birkaç üretim ünitesinden oluşan ocak
kısmı. —> Kat.
KARTİYE
RANDIMANI, Kartiyede yapılan
üretimin; kartiyede üretim için yapılan işçi yevmiyesi sayısına bölümü ile elde
edilen kg/yev veya t/yev değer.
KARTUŞ, 1) Silindir şeklinde
hazırlanmışkağıt ambalajlı patlayıcı madde. Dinamit kartuşlarına dinamit lokumu
da denir. 2) —> Lokum (Dinamit
lokumu).
KASNAK, Makinelerde birbirine paralel millerden dönme
hareketinin birinden diğerine geçmesini sağlayan kayışların takıldığı çember.
Hareket alan kasnakla hareket veren kasnak aynı yönde dönecekse, kayışdüz
takılır, aksi yönde döndürülecekse çapraz takılır. Hareket alan ve hareket veren
kasnaklar arasında, çap ve devir sayıları bakımından;
D1 m2
------- = ------- bağlantısı vardır.
D2 m1
KASÜR, Yeraltı ve yerüstünde görülen arazi çatlakları.
KAŞIK, Elle delinen lağım deliklerinde delik içinde meydana
gelen tozu çıkarmak için kullanılan kepçe biçiminde bakırdan yapılmış(barutçu
çubuğu) yardımcı alet (lağım kaşığı).
KAT , 1) Maden ocaklarında üretim yapmaya esas teşkil
edecek şekilde belirlenen ana üretim seviyeleri. 2) Üretilen madenin ana ihraç
sistemine taşınması ve havalandırma için maden yatağını yatay olarak bölümlere
ayırmak üzere sürülen galerilerin tümünü içine alan, yatay düzlem. 3) Kömür
madenciliğinde bir maden ocağının birkaç kartiyesinden oluşan kısmı.
KAT AĞZI,
Galerilerin kuyu ile birleştiği
yani insan, malzeme, cevher veya kömür naklinde yatay nakliyat sistemi ile
dikey nakliyat sisteminin kesiştiği yer
KATAR, 1) Lokomotif ile
vagonların oluşturdukları (demiryolu katarı) dizi. 2) Taşıt dizisi. 3) Yük
treni.
KATILAMA,
Metal malzemelerin yenime
(korozyon) karşı dayanıklılığını ve başka fiziksel özelliklerini geliştirmek
amacıyla uygulanan yüzey işlemi. Malzemenin katılanacak bölgesi, katılama
maddesini içeren bir katı, sıvı ya da gaz ortamda, yüksek sıcaklıklara kadar
ısıtılır. Yüzeyinden içeri doğru katılanan malzemenin bu bölümünde yeni bir
alaşım oluşur. Sanayide uygulanan başlıca katılama yöntemleri, çeliğin
karbürlenmesi (karbon emdirme); demirli ve demir dışı metallerin kalorizasyonu
(alüminyum emdirme); nikel, kobalt ya da vanadyum temelli alaşımların
korunmasına ya da tuğlamsı metallerin çok yüksek sıcaklıklarda yükseltgenmesini
önlemeye yönelik seramik kaplamadır. —>
Sementasyon.
KATİNGS, —> Kırıntı
(cuttings).
KAT’İ
PROJE, —> Proje.
KAT
LAĞIMI, Bir maden ocağında ana üretim
katını teşkil etmek ve maden yatakları veya kömür damarlarını kesmek için
sürülen ve ana nakliyat kuyusuna bağlı olan ana lağım (galeri). Ara katlarda
tali kuyularla pano arasında irtibatı sağlamak için sürülen lağımlara
(galerilere) ise ara kat lağımı denir. —> Ocak (2).
KATLANMA,
1)
Teşekkül eden bir antiklinalın bir tarafa devrilmesi ile meydana gelen
kıvrılma. 2) Nap.
KATMAN, —> Tabaka.
KATOT
BAKIRI, Normal olarak takriben 3ft
x 3ft, bazan da daha genişolabilen; kalınlığı 0,5- 7/8 inç ve ağırlığı 350
libreyi bulan düz bakır levha. Katot bakırı elektrolitik bakır elde etme
işleminin ürünü olup, olduğu gibi veya eritildikten sonra filmaşin, külçe veya
sürekli döküm işleminden sonra piyasaya tel olarak sürülür.
KATRAK TEZGAHI, 4 ucu
mafsal tertibatı sebebiyle ileri geri hareket edebilen ve yukarıdan aşağıya
doğru ve dişli miller vasıtası ile muayyen bir süratle otomatik olarak
inebilen, lamaları dikine ve iki ucundan sıkıca gerdirilmişbir çerçeve şaseden
ve lamalara daimi olarak su ve kum verebilecek tertibat ve depodan, şaseye
muayyen sayıda ileri geri hareketi verdiren bir motor ile biçilmesi arzu edilen
bloklar sıkıca üzerine yerleştirilmiş, ray üzerinde hareket edebilecek şekilde
imal edilmiştekerlekli bir vagonet şasesinden oluşan makine.
KATRAN, Organik maddelerin kuru damıtılması ile elde edilen
ürün. Sıvı yağ kıvamında, koyu kahverengiden siyaha kadar değişen renkte, ağır
is kokulu, suda erimeyen bir akıcı madde olup, bitkilerden elde edilenine bitki
katranı, maden kömürlerinden elde edilenlerine de maden kömürü katranı adı
verilir.
KAVKILI
BREŞ, Deniz hayvanlarının
kabukları ile birlikte teşekkül etmişgreli breş.
KAVLAK,
Maden ocaklarında atımdan sonra
meydana gelen çatlaklar veya diğer yerlerde herhangi bir nedenle oluşan kılcal
çatlakların zamanla büyümesi suretiyle ana kayaçtan ayrılıp askıda kalan ve
tehlike yaratan, tıklatıldığında kof ses çıkaran taşveya cevher parçaları veya
blokları.
KAVLAKÇI, Süngü
yardımıyla kavlakları söküp düşüren kişi.
KAVLAK
DÜŞÜRME, Ateşlemeden sonra veya
vardiya başında tavanda, alında ve yanlarda bulunan gevşek kısımların
(kavlaklar) düşürülerek, işyerinin emniyete alınması işlemi.
KAVRAMA,
1)
Vagonları birbirine otomatik bağlama düzeni. —> Kanca. 2) Boruları birbirine bağlayan düzen. 3) Bir motorun milinin
hareketini başka bir mile aktarma veya aynı eksende dönen iki mili birbirine
bağlama düzenleri. 4) Taşıt araçlarındaki debriyaj. 5) Kaplin.
KAVŞAK,
İki galerinin kesişme yeri. İki
galerinin kesişme durumuna göre tahkimat şekli özel olarak imal edilerek
ilerleme sırasında yerine yerleştirilir.
KAVURMA,
Bir metali veya bileşiklerini
oksijen, su buharı, C ve S veya Cl ile birlikte erime meydana getirmeden veya
erime başlangıcında bir suhunete kadar ısıtılarak bünyesinde bir değişiklik
meydana getirmek ve bu surette metal veya bileşiklerinin bir kısmını uçucu bir
madde halinde uzaklaştırma işlemi.
KAYA
KRİSTALİ, —> Kuars (SiO2), Neceftaşı.
KAYATUZU, Jeolojik devirlerde lagünlerin, özel durumlarda,
buharlaşması sonunda oluşan, saf halde renksiz fakat yataklardan birçoğu gri,
sarı, kırmızı ve hatta mavi yeşil renklerinde olabilen bir hammadde. Tabaka
halinde yığılmışveya marnlar arasına katılmışolarak bulunur. Türkiye de önemli
kayatuzu yatakları Çankırı Sekili, Tepesidelik, Gülşehir (İç Anadolu) ve
Tuzluca, Kağızman (Doğu Anadolu)’da bulunur.
KAYAÇ,
1) Yerkabuğunu teşkil eden,
herhangi bir şekilde birbirleriyle bağlantılı, büyük kütlesel ve oldukça
muntazam, sağlam iç yapısı bulunan, bir veya birkaç
mineralin bünyesinde sistemli bir şekilde dağılımı sağlanmışve herzaman isbatı
mümkün olamayan bir bütünlük arzeden oluşum.
2) Genel olarak cevher veya kömürden başka
yerkabuğunu oluşturan madde topluluğu 3) Taş. Kayaçlar genelikle oluşumlarında
etkili olan sürelere bağlı olarak başlıca üç sınıfa ayrılır. Bunlar a) Magma olarak adlandırılan erimişmaddenin katılaşması ile
oluşan korkayaçlar. b) Daha önceden var olan kayaçlardan ayrılan parçalardan ya
da eriyiklerden çökelen maddelerden oluşan tortul kayaçlar. c) Korkayaçların ve
tortul kayaçların mineral bileşimlerinin, dokularının ve iç
yapılarının çeşitli koşullar yüzünden değişmesi ile oluşan başkalaşım
kayaçları.
Bu üç sınıfa giren kayaçlar ayrıca, en başta
kimyasal, mineralojik ve yapısal özellikleri olmak üzere değişik etkenlere
bağlı olarak çok sayıda alt gruba ve tipe ayrılır.
KAYAÇBİLİM,
—> Petrografi. Taşbilim.
KAYAÇ KRİSTALİ,—> Neceftaşı.
KAYA
MEKANİĞİ, Çeşitli etkiler altında
bulunan kayaçların madde ve kütle olarak davranışlarını teorik ve uygulamalı
olarak inceleyen bilim dalı. Kaya mekaniği, genel mekaniğin bir dalı olup,
kayaların fiziksel ortamdaki kuvvet alanlarına tepkisini inceler.
KAYAÇ ŞAPI,—> Şap.
KAYDIRMA,
Uzun ayak sistemine göre üretim
yapan bir üretim yerinde ayak ilerledikçe taşıma ve üretim donatımının komple
olarak alına itilmesi. —> Kazı
rendesi.
KAYIŞ, 1) Dar ve uzun kösele
dilimi. 2) Kasnaklar vasıtası ile iki paralel milin birinden diğerine hareketi
nakletmekte kullanılan lastik, kösele vb. maddelerden yapılan eleman.
KAYIT, 1) Maden kuyularında kafesin öngörülen doğrultusunu
muhafaza etmesine ve kuyu içinde yalpalanmadan hareket etmesine yarayan ağaç,
ray, profil, çelit halat vb. malzemeden yapılan
kılavuz. Kafes halatının kopması halinde, paraşüt tabir edilen emniyet
mekanizması kafesin kayıtlara tutunarak durmasını sağlar. 2) Gayt. 3) Gidaj. 4)
Kuyu kılavuzu.
KAYMA
AÇISI, Yığılmışmalzemenin kendini
taşıyamayarak kaymaya başladığı eğik düzlemin yatayla yaptığı açı değeri. Kayma
açısı, denge açısından biraz daha büyüktür.
KAYMA
ŞEKLİNDE HEYELÂN, Bir yerden başlayarak,
bir yüzeye yayılma şeklinde devam eden ve âni olmayan
heyelân türü. —> Heyelân, Devrilme
şeklinde kayma.
KAYMAKTAŞI,
Rengi kar gibi beyaz olan, yarı
saydam sıkı yapılı bir jips türü. Minerolojide albatr adını alır. Buna
sumermeri de denir.
KAYNAÇTAŞI,
—> Geyzerit.
KAYNAK, Maden
yataklarının belirlenmesi bakımından uzun vadeli bir kavram. Kaynak yerkabuğunda doğal halde bulunan ve ekonomik
işletilebilirliği, günün koşullarında veya ileride mümkün görülen; katı, sıvı
veya gaz konsantrasyonları. Ancak kaynağın rezerv
terimi ile ifade edilen bölümünün dışında kalan kısmı da potansiyel ve varlığı
henüz tesbit edilememişkaynaklar olmak üzere iki ayrı bölümde ele alınır.
Böylece; Kaynak = Rezerv + Potansiyel + Tesbit edilmemişkısım şeklinde gösterilir.
Az da olsa belirli bir derinliğe kadar varlığı kabul edilen maden kütlesinin
sadece jeolojik hipotezlere dayanarak daha derinlere doğru ekstrapolasyonu
sonucu varlığı ümit edilen maden miktarını ifade için “Perspektif” deyimi de
kullanılır. —> Şekil.
KAYTAN
VİDA, —> Yuvarlak dişprofilli vida.
KAZA, 1) Kasıt sözkonusu
olmaksızın, beklenmedik ve sonucu, arzu edilmeyen bir olayın ortaya çıkardığı
zararla ifade edilebilen her durum. Belirli bir zarar ve yaralanmaya sebep olan
her olay, genel anlamda bir kaza olmakla beraber, her zaman işkazası olarak
nitelendirilemez. 2) Beklenmedik bir çabuklukla bir zararı doğuran bütün
sebepler kompleksi. Diğer bir ifadeyle kısa bir süre
içinde çalışanı arızaya uğratan bir olay.
KAZA
BİLDİRİ KAĞIDI, Kazaya uğrayan işçinin kaza sonucu durumunu bildiren resmi kayıt.
KAZI, Cevherin veya kömürün, oluştuğu ortamdan, el veya
yardımcı bir araç ile kazılarak çıkarılması. —> Hafriyat.
KAZI
KESİTİ, 1) Bir plana bağlı olarak
yapılan atım sonucunda hasıl olan ve tahkimat yerleştirilmeden
önce beliren galeri kesiti. 2) Brüt kesit.
KAZI
MALİYETİ, Cevherin, kömürün veya
kayacın kazısı sırasında m3 veya ton başına düşen harcama.
KAZI
RANDIMANI, Kazılan maden
miktarının kazı için yapılan işçi yevmiyesi adedine bölümü ile bulunan (kg/yev
veya t/yev) üretim miktarı.
KAZI
RENDESİ, 1)
Uzun ayakta kömür üretiminde kullanılan bir tür rendeye benzeyen gereç. Bu
gereç kömür damarına 5-
KAZI
SINIFI, Kömür işletmesinde kazı
işlerinde çalışan kazmacı, bacacı, kazmacı yedeği vb. işçileri kapsayan grup.
KAZI
YÖNÜ, Hangi işletme metodu olursa
olsun; madenin kazısı sırasında uygulanan kazı sisteminin ayak içindeki
ilerleme yönü. —> İşletme yönü. Kapalı
işletme.
KAZI
YÜKSEKLİĞİ, Açık işletmelerde kazı
yapan işmakinesinin ulaşabileceği azami yükseklik. Kazı yüksekliği, basamak yüksekliğinden
biraz küçük olup, ulaşılamayan kısmın kendi ağırlığıyla ve tehlike
oluşturmayacak şekilde düşeceği dikkate alınır. —> Basamak yüksekliği.
KAZMA, 1) Madenin örtü tabakasını
veya yantaşını kazıp kaldırmak, düzeltmek gibi işlerde kullanılan ağaç saplı
demir veya çelikten imal edilen araç. Bunlar kullandırılacakları işe göre
çeşitli şekillerde imal edilir. Kömür-, taş-, demiryolu kazması diye
isimlendirilir. 2) Kazı yapma işi.
KAZMACI, 1) Yeraltı maden
ocaklarında kazı yapılan alında kazma veya havalı tabanca ile kazı yapıp kömür,
maden cevheri ve diğer katı mineralleri çıkarıp açtığı boşluğun tahkimatını
yapan (kişi) usta. 2) Kazmacı ustası.
KAZMACI RANDIMANI, —> Randıman.
KAZMACI USTASI, —> Kazmacı.
KAZMACI YEDEĞİ, Kazmacı
yardımcısı, kalfa.
KAZMA
KÜPÜSÜ, Kömür kazısında veya
lağımlarda kullanılan özel tipteki kazmanın çekiç veya balyos gibi kullanılan
dip kısmı.
KEÇE, —> Salmastra.
KEÇİR, —> Karot
tutucusu.
KEDİ GÖZÜ, —>
Kristalin kuars.
KEHRİBAR, (Kelibar) Kırılabilen, hemen hemen saydam, soluk sarı
renkte, sert gibi fiziksel özellikleri havi, soyu tükenmişbir çam ağacında
bulunan “ süksinit asit” içeren fosilleşmişreçine. Kehribar sürtülünce hafif
maddeleri çeker ve Yunanca adı “elektron” olduğu için, buradan” elektrik”
kelimesi türetilmiştir. Kehribar eski çağlarda yaşayan sinek ve böcekleri de
bünyesinde fosilleştirmişolabilir. Duman ve aromatik
kokular çıkararak yanar.
KEK, 1) Kuyu cidarı yakınında bulunan sondaj çamurunun
basınç etkisi ile suyu kısmen kaybederek kuyu cidarında muayyen kalınlıkta
çökmesinden hasıl olan ve kuyu cidarını koruyan
bentonit tabakası. 2) Cevher hazırlama tesislerinde filtrede yapılan süzme
sonucu filtre yüzeyinde toplanan katı madde. 3) Pasta.
KELEBE, 1) Kattan kata yan taş,
cevher veya kömür içinde aşağıdan yukarıya doğru dik olarak açılan (sürülen)
başyukarı. Kelebe maden, malzeme ve insan inişçıkışı için ayrı ayrı sürüldüğü
gibi, tek kelebe çok amaçlı olarak da düzenlenebilir. 2) Dikbaşyukarı. 3) Bür.
KELEBEK
SOMUN, Kolayca çevrilebilmesi için
kanat biçiminde iki küçük çıkıntısı bulunan somun.
KELLY, Rotari tablası sistemi ile çalışan makinelerde,
rotari hareketini tijlere ileten ve tije benzeyen kare, altıgen,
yivli-silindirik kesitli özel takım.
KEMER, 1) Lağım, tünel, geçit,
köprü gözü, kapı, pencere gibi açmaların oyuğu aşağı bakan yay biçimindeki üst
eşiği. Bunların şekli yarım daire, sivri, sepet kulpu
veya daire parçası şeklinde ve taş, tuğla, beton vb. yapı malzemleri
kullanılarak yapıldığı gibi sağlam arazide tavana hemen kavis şekli verilerek
de galeri açılır. 2) Bele bir kez dolanıp toka ile tutturulan sert kayışve
keten örgüden yapılan bel bağı. Tehlikeli yerlerde, kulelerde ve kuyularda
çalışan işçilerin emniyetle çalışmalarını sağlamak için çalışma sırasında
kancalı zincir veya halatla teçhiz edilmişkemere de emniyet kemeri denir.
KEMİK, Mermer içindeki
dolomit damarları.
KENARLIK
PLAK, Mermer işletmeciliğinde
plâkların muayyen şekil ve ölçülere göre, kenarlarının kesilmişhali.
KENET
YUVASI, Mermer işletmeciliğinde
madenî kenetlerin taşa tesbiti için açılan yuvalar. —> Madeni kenet.
KENEVİR
HALAT, Kendir denilen bitkinin
sapındaki liflerden imal edilmişhalat.
KEPÇE, Draglayn, ekskavatör, yükleyici (loder) gibi kazı
ve yükleme makinelerinin toprak veya cevher kazmada ve yüklemede kullanılan belli
hacimdeki kesici küreği.
KEPÇELİ
BAGER, Kazma ve yükleme işi yapan
ağır işmakinesi. Kazma işi bir kepçe vasıtasıyla yapılır. Kepçe dip kapağının
açılması ile malzeme -genellikle kamyona- boşaltılır. Kepçeli bagerler
çalışılan zemin düzleminin üstünde durur; karşılarındaki malzemeyi çıkarır.
KEPÇELİ TARAK DUBASI,
—> Tarak Gemisi.
KERESTE, 1) Tomrukların boyuna
biçilmesi ile elde edilen marangozluk ve inşaat malzemesi. 2) Yapı ve doğrama
işlerinde kullanılan kadran ve tahtaların her çeşidi.
KERNİT (Na2 B4 O7. 4
H2O), Doğada renksiz, saydam uzunlamasına iğne şeklinde
küme kristaller halinde bulunan bir bor minerali. Atmosferik koşullarda
tinkalkoni-te dönüşür. Sertliği 3, özgül ağırlığı 1,95 gr/cm3 ve B2O3içeriği
% 51 dir. Soğuk suda çözünür. Kırka’da tinkal (Na-borat) kütlesinin alt
kısımlarında rastlanmıştır. Dünyada ise Arjantin ve ABD’de bulunur. 2) Razorit.
KERTİ, 1) Küçük atımlı fay. 2)
Basamak.
KESENE, —> Götürü
işanlaşması.
KESİT, 1) —> Profil. 2) Makta. 3) Bir cismin veya
arazi parçasının incelenebilmesi için kesilmesi halinde ortaya çıkan kesinti
yüzeyi. Arazinin kesitine jeolojik kesit, yolların meyil durumlarını göstermek
üzere yapılan kesitlere demiryolu, karayolu kesiti vb.,
arazinin topoğrafik durumunu göstermek üzere yapılan kesite topoğrafik kesit
denir. Kesit, yatay-, meyilli-, veya faydalı olacak her istikamette
yapılabilir.
KESKER, Çakmak taşı diye isimlendirilen amorf kuars.
KESKİ, 1) Bir tarafı keskin
olarak yapılan büyük çekiç. 2) Bir tarafı büyük tornavida ağzı biçiminde ve bir
tarafından darbe yapılabilecek şekilde düzlenmişyuvarlak veya çokgen kesitli
çubuk. 3) Mermer işletmeciliğinde
kullanılan, ucu yassı fakat keskin olmayan kalem .
KESKİN
VARYOZ, —> Varyos.
KESME, 1) Kömür tabakaları
içinde, kömürün teşekkülü sırasında çökelmiş, bant halinde bulunan sert veya
yumuşak şist tabakaları. 2) Arakesme. 3) Lavvarda kömürden ayrılan şist.
KESME
HIZI, Sondaj işlemlerinde; bir
dakika içerisinde sağlanan ilerlemenin metre ile ifade edilen (m/dk) ve sondaj
kronlarının birbirleriyle karşılaştırılmasını sağlayan hız kavramı. Kesme hızı,
formasyon şartlarına olduğu kadar seçilen matkap
cinsi, çap, baskı ve devir sayısına (d/dk) göre değişir.
KESME
KÖMÜR, —> Mikst.
KESME
ŞİST, —> Killi şist. Kömürlü şist.
KESME
TAŞ, Mermer işletmeciliğinde,
bütün yüzleri ön, arka, alt ve üst yanları ince yonu olarak işlenmiştaşlar.
KESON, Su altında sürdürülen yapı çalışmalarında veya
yumuşak zeminlerde temel atmakta kullanılan kasa. Kesonlar genel olarak metal
veya betonarme olarak prizma yada silindir şeklinde,
uzunlukları ise kullanılacakları yerin şartlarına göre hazırlanır.
Suya
indirilmek üzere üst bölümü açık kasa biçiminde imal edilecek kesonlar
genellikle yerde hazırlanır ve daha sonra suya indirilerek kullanılacakları
yere kadar yüzdürülür, burada kesonun kapalı tarafı daha önce hazırlanmışbir
temel üzerine oturtulur. Kesonun açık üst bölümü ise su yüzeyinin üstünde
kalır.
Üst
ve alt bölümlerinin her iki tarafı da açık olan kesonlar; kullanılacakları
yerde hazırlanır. —> Keson kuyu.
Kazı
sırasında kesonun içinde toplanan kazılmışmalzeme kapma kepçe, kova, şlam
tulumbası vb. araçlarla dışarı alınır. Keson dibe oturdukça üst bölümüne
yenileri eklenir.
Basınçlı
(pnömatik) kesonlar da açık kesonlara benzer ama bunların kazılan alt
bölümlerinin üstünde hava geçirmez bir ek bölme yapılır. Bu hava sızdırmaz
bölme ile kazılacak yer arasında basınçlı hava verilen bir çalışma odası
bulunur. Böylece kazı yerine toprak ve su akışı denetim altına alınır. Bu
şekilde hazırlanmışolan kazı odasında çalışan işçiler özel giysilere gerek
kalmadan çalışabilir.
Yeraltı su seviyesinin altında açılan tuneller ve
galerilerde gerekli basınçlı hava tazyiği; hidrostatik derinliğe göre her bir
metre derinlik için tatlı su olan yerde 0,1 kg/cm3, deniz suyu olan
yerde de 0,102 kg/cm3 olarak; uygulanır. Böyle bir basınçlı hava
altında tunel ve galeri açma yöntemi 1930 yılında ABD’de Mişigan eyaleti
Detroitte-Wintson, Ontario tunelinin açılması ve 1948 yılında Zonguldakta
kurulan Çatalağzı santralına denizden soğutma suyu
almak için deniz altına sürülen galerinin açılmasında uygulanmıştır.
KESON KUYU, 1) Kuyu kazılmasında
gevşek (çürük, akıcı ve sulu) formasyonlarda uygulanan özel bir kuyu kazı
metodu. Çürük arazide kuyu kazılacak yerde çember şeklinde bir mahmuz
hazırlanarak, mahmuzun üstüne, tuğla, beton veya betonarme kuyu tahkimatı
yapılır. Bu yapma kuyunun tabanında kuyu kazısına başlanır. Kuyu derinleştikçe
yapma kuyu kendi ağırlığı ile arazinin içine kayar ve üstüne tahkimat ilave
edilerek kazıya devam edilir.
Arazi
içine kaymayı kolaylaştırmak için, özel durumlarda hidrolik baskı uygulanır.
Genellikle
KEŞİF
SONDAJI, Mevcut olduğu tahmin
edilen maden yatağının rezervi ve tektonik yapısı ile tenör veya kalitesinin
öğrenilmesi, rezervinin saptanması, çeşitli kotlarda tenör veya kalite
değişikliklerinin bilinmesi, maden yatağı sınırının tesbit edilmesi, yan
kayacın niteliklerinin bulunması ve yeraltı sularının durumu hakkında bilgi
edinilmesi amacıyla yapılan sondaj.
KEYSİNG
ŞU (Casing shoe), —> Çarık.
KILAVUZ, Yüksekliği galeri yüksekliği kadar olan damarın doğrultusu
boyunca, damar içinde sürülen uzunca ve yan tarafta topuklarla veya cevherle
sınırlandırılmışolan bir arama, üretim veya hazırlık galerisi (yolu).
Genellikle ince damarlarda kılavuzların tavan ve tabanını, damar meyli az ise,
cevher veya kömür yatağının tavan ve tabanı; damar meyli dik ise, cevher veya
kömür teşkil eder. Kalın maden yataklarında kılavuzlar maden yatağının
istikametinde cevher veya kömür içinde veya maden yatağının tavanını veya
tabanını takip ederek sürülür. Tavan veya taban takip edilerek sürülen
kılavuzlar tavan veya taban kılavuzu diye isimlendirilir. —>
Taban (tavan) galerileri.
KILAVUZ
DELİKLERİ, Galeri ilerlemelerinde,
formasyon içerisinde su veya gaz birikimi olması
muhtemel yerlerde emniyeti tahkik etmek veya ilerlemeyi kolaylaştırmak
amaçlarıyla açılan ve boyları beşmetre civarında olan sondaj delikleri.
KILAVUZ
FOSİL, Tortul tabakalar fosilli
olduğu zaman bunların teşekkül ettiği devri ve zamanı tesbit etmeye yarayan ve
o devri karakterize eden taşlaşmışbitki veya hayvan kalıntısı. —> Karakteristik fosil.
KILIÇ DAMAR, —> Damar (yatımı) meyli.
KILIFLI PATLAYICI MADDE, Sulu yer-lerde açılan deliklerde kullanılmak üzere özel bir kap
(manto) içinde pazarlanan patlayıcı madde.
KILSAY, Mermer bloklar içindeki ince ve muhtelif istikametlerdeki
silis veya aragonit damarları.
KIRICI, —> Konkasör.
KIRILMA, Minerallerin kırılma yüzeyinin ifadesi. İyi
dilinim göstermeyen minerallerin darbe tesiri ile parçalanması. Mineralin
kırılan yüzü kırılma görünümüne göre konkoidal kırılma (Obsidiyen), düz olmayan kırılma
(arsenopirit), topraksı kırılma (kil), vb. çeşitli ifadelerle belirlenir. Yeni
meydana gelmişkırıklar mineralin gerçek rengini gösterir. —> Refraksiyon.
KIRILMA
MUKAVEMETİ, Bir kayacın üzerine
dik olarak yapılan basınca karşı bu kayacın kırılma anında gösterdiği
mukavemet. Bu mukavemet 1 cm3 ve 1 inç3’lük numuneler
üzerinde test yapılarak bulunur. Test parçasını teşkil eden prizmanın boyu kısa
olursa mukavemet yüksek, uzun olursa mukavemet düşük olur.
KIRINTI, 1) Sondajda matkapların
formasyondan kopardıkları ve devridaim sıvısı ile yeryüzüne atılan küçük
parçacıklar. 2) —> Katings. 3)
Sediman.
KIRMA, 1) Mineral veya kayacın
boyutlarını küçültmek ve böylece 10 mm’ye kadar düşürmek amacıyla yapılan
işlem. Bu da kaba kırma ve ince kırma diye iki ayrı safhada yapılabilir. Kaba
kırma işleminde boyutlar 15 cm’ye kadar düşürülür. 2) İri boyuttaki ufalama.
KIRMATAŞ,
—> Balast.
KIRMIZI
ALTIN, 24 karatlık saf altına
gümüşyerine bakırın katılmasıyla elde edilen ve kızıl renginden dolayı halk
arasında yapılan altın cinsi tanımlaması. —> Altın ayarı.
KIRMIZI
BAKIR, Saf bakıra verilen ad.
KIRMIZI KURŞUN,—> Sülüğen.
KIRMIZI
ZIRNIK, Bir arsenik minerali olan
turuncu rengindeki realgara (As2 S2) halk arasında
verilen isim. —> Arsenik.
KIRŞEHİR TAŞI —> Hacıbektaştaşı.
KISA
GECİKMELİ KAPSÜL, —> Milisani-yeli kapsül.
KISMİ
RAMBLE, Yeraltında açılan
boşluklara muntazam aralıklarla yapılan dolgu türü. Zamandan ve harcamadan
tasarruf amacı ile de yapılan bu ramble (dolgu) türü, damar istikametinde tarak
şeklinde bir görünümde olduğundan bu dolguya “taraklı ramble” de denir.
KIT’A
SAHANLIĞI, Kara ülkesinin denizin
dibindeki uzantısına verilen ad. Doğal uzantı
KIVAM TANKI, —> Kondisyoner.
KIVILCIM,
1) Demir,
çelik ve taşgibi maddelerin birbirleri ile güçlü bir şekilde çarpışmasında
sıçrayan ateşdurumundaki zerre. 2) Yanmakta olan bir maddeden herhangi bir etki
sonucu kopup sıçrayan küçük ateşparçası.
KIVRIM, Kayaç tabakalarında yan basınç etkisi ile dalgalı
bir şekilde meydana gelen bükülmeler. Kıvrımların semer şekilli çıkıntılarına
—> Antiklinal, tekne, şekilli
girintilerine de —> Senklinal
denir. Her kıvrımın iki tarafında bulunan eğimli tabakalara o kıvrımın yanları,
iki yanın vücuda getirdiği açıyı ortalayan düzleme de eksen düzlemi, bu
düzlemin tabakayı kesmek suretiyle yüzeyde hasıl
ettiği çizgiye kıvrım ekseni denir. Yanlardaki eğimli tabakaların doğrultusu
—> (İstikameti) kıvrımların
eksenine paralel,—> Eğimleri (Yatımları) ise doğrultulara diktir.
Kıvrımların bükük olan kısmına şarniyer denir. Kıvrım ekseni de şarniyerin
doğrultusunu gösterir.
Kıvrımların
basit bir şekli monoklinal kıvrım veya fleksürdür. —> Şekil. Ekseriya yatay tabakalarda daha belirgin olan bu çeşit
kıvrım tek yanlı olup tabakaların bir kısmının çökmesi ile hasıl
olur. Çökme olayı şiddetli olursa kıvrılan kısım fazla gerilir, inceleşir ve
nihayet kırılarak kıvrım bir —> Fay
şeklini alır.
Kıvrımlar; Normal, İzoklinal, Yelpaze şekilli
kıvrımlar olarak üç şekilde meydana gelir. Bunlar doğru, eğik ve devrik
olabilir.
KIVRIM
FAYLARI, —> Gül diyagramı.
KIVRIM EKSENİ, —> Kıvrım.
KIYI
FASİYESİ, Deniz kıyılarında
çökelmişolan konglomera ve greler gibi iri taneli tortul kayaçlar. —> Fasiyes.
KIZAK, Seyyar (mobil) bir makineye ait çeşitli ünitelerin
(motor, şanzıman, sondaj ünitesi gibi) üzerine monte edildiği çelikten
yapılmışşase.
KIZAKLI
KAUÇUK HASIR, Ramble yapılırken,
ramble malzemesinin alın tarafına akmasını önlemek için, ayağın üretim yapılan tarafına
zemin ile sarmalar arasına konulan ve gerdirme tablası ile demir direklere
dayayarak ayrıca üzerinde mevcut düzenle iyice gerdirilerek sun’i bir duvar
durumuna getirilen perde. Eski ramble ile hasır perde arasında kalan boşluk
sıkıştırılarak doldurulduktan sonra, kauçuk hasır perde vinç halatı ile kızak
üzerinde çekilir ve bir sonraki ramble için hazır hale getirilir. Buna ramble
perdesi de denir.
KIZILÖTESİ,
—> Enfraruj.
KIZILYAKUT,
—> Laltaşı.
KIZIŞMA, Kömür madenlerinde, panolarda yapılan yetersiz
havalandırma veya stoklardaki kömürlerde kömürün veya kömür içinde bulunan
piritin yavaşyanması sonucu meydana gelen ısının dağılmaması sonucu kömür
ısısının yükselmesi. Kömürün kızışmasının artması sonucu yavaşyanma açık alevli
yanmaya dönüşebilir. Buna spontane (kendiliğinden
tutuşma) yangın denir. —> Kömürleri
stoklama.
KİCK
KANUNU, Kırma olayını tanelerin
hacim küçülmesi yönünden ele alan ve buna göre kırma için sarfedilen enerjinin,
hacim küçülmesi ile doğru orantılı olduğunu belirten prensip.—> Charles genel kırılma kanunu.
KİL, 1) Bileşimi sulu alüminyum
silikat olup içinde mikroskobik kuars, feldispat, muskovit, turmalin, topaz vb.
mineraller bulunan, dile dokundurulduğu zaman yapışan, tanecikleri
KİLİT, 1) Tavan ve yan basınçlara
karşı ağaç veya madeni bağları takviye için, bunların altına yapılan iki sarma
ve sarmalar arası vurulan fırçalarla oluşan ilave tahkimat. 2) İki ucundaki
yuvalara civata geçirilerek kapanan yarım bakla zincir veya halatları eklemeye
yarayan makine parçası. 3) Kapı, pencere, çekmece vb. yerlerin açılıp
kapanmasını kontrol altına almaya yarayan ve anahtarla işleyen aygıt. 4) Taşkemer
inşaatında kemerin tepesini bağlayan inşaat taşı, anahtar-, kilit taşı.
KİLİT
TAŞI, Mermer işletmeciliğinde
kemerlerin üst ortasındaki taş.
KİLLİ DAMAR, Mermer
işletmeciliğinde bank içinde, umumiyetle yatak sathına paralel olan, değişen
şekil ve kalınlıktaki ve yapıştırıcı kabiliyeti haiz ve içinde kil bulunan
damar.
KİLLİ
ŞİST, 1)
Killi bir kayacın kalın örtü tabakaları altında mekanik etkilerle
(dinamometamorfizma) sertleşmesi (şistleşmesi) ile meydana gelen kayaç. Killi
şistin rengi mavi, siyah, gri, yeşil ve bazen kırmızımtrak olur. Siyah renkli
şistlerin içinde bir miktar kömür vardır. 2) Argilolit.
KİL
SIKILAMASI, Patlayıcı madde ile
doldurulan lağım deliğinin geri kalan kısmının kil ile doldurulması.
KİMYASAL
ÇÖKELLER, Sular içinde erimişbir
halde bulunan maddelerin çökelmesinden meydana gelen kayaçlar veya mineral
topluluğu.
KİMYASAL
KROM, Krom oranı % 45 civarında,
krom: demir oranı 1,6:1, SiO2 % 8’den az ve kükürdü çok düşük olan krom
cevheri. Kimyasal krom tamamen sodyum dikromatların elde edilmesinde
kullanılır. Bu işiçin konsantre edilmişkrom cevheri
tercih edilir.
KİREÇ, Kireçtaşının (kalker) yüksek bir ısının etkisi
altında bırakılması ile elde edilen kalsiyum oksit (CaO)dan
ibaret (sönmemişkireç) beyaz madde. Bünyesinde kil oranı % 6’ya kadar olan
kirece yağlı kireç, % 6’dan fazla olanlara da zayıf kireç denir. Kireç su ile
sönmüşkireç haline getirildikten sonra kumla karılır ve yapı harcı olarak
kullanılır.
KİREÇ
KAYMAĞI, Kalsiyum klorürden ibaret
sarımsı beyaz renkte ve klor kokusunda toz. Dezenfektan ve beyazlatıcı olarak
kullanılır.
KİREÇ
SÖNDÜRME, Kalsine
edilmiş(yakılmış) kireç taşından elde edilen sönmemişkirecin (CaO) su içinde
Ca(OH)2 haline getirilmesi.
KİREÇ
TAŞI, 1)
Kireç yapmakta kullanılan özellikle kalsiyum karbonattan oluşmuşkayaç. 2)
Kalker.
KİREÇ
YAKMA, —> Kalsinasyon.
KİREMİT-TUĞLA
TOPRAĞI, Tekniğine uygun
işlendiğinde atmosferik etkilere dayanıklı ürünler veren, taneli parçalardan
arınmış, yeterli derecede rutubetlendirildiğinde iyi şekil alma özelliği gösteren,
keskin kenarlı şekillendirmeyi mümkün kılan, yavaşyavaşkurutmada çatlamalar
göstermeyen, pişirildiğinde düz ve keskin kenarlı figürler veren, iyi tınlama
sesi çıkaran, porozitesi az kil toprağı. İri taneler (kuvars feldispat, granit,
killi şist) ihtiva eden killer de kiremit ve tuğla toprağı olarak
kullanılabilir. Zararlı unsurlar (kalker, pirit, jips, vb.) ihtiva eden killer
kiremit-tuğla imaline yaramazlar.
KİRİŞ, 1) Çift destekli taşıyıcı
(yatay) yapı elemanı. 2) İnşaatta, döşeme tahtalarını çakmak üzere kılıçlama
yerleştirilen dikdörtgen kesitli kalın kereste. 3) Profil demiri ya da
betonarme yapıda döşeme ağırlığını ve döşeme üstüne gelen yükleri taşıyan ve
kolonlara ileten yapı ünitesi.
KİRİŞ
BOYUNDURUK, Ramble duvarı
üzerindeki ağaç sarmaları koruyan ve tavana direkt temas ederek tavan basıncını
tutan yatay konumdaki ray demiri. —> Şekil.
KİRLİ
HAVA, Çalışılan yerlerden
geçirilerek kullanılmışve sonra hava çıkıştarafına yöneltilmişocak havası (% 78
N2, % 17 O2, % 4 CO2 , % 1 Asal gazlar.)
KİVCET-CS
YÖNTEMİ, —> Kivcet yöntemi.
KİVCET-LZ
YÖNTEMİ,—> Kivcet yöntemi.
KİVCET
YÖNTEMİ, Bakır ve kurşun metalleri
üretiminde kullanılan pirometalurjik prensiplere dayanan ve flaşsmelting
yöntemini esas alan izabe fırını. Rusya’da geliştirilmişolan bu yöntemde
sinterleme, yüksek fırın, curuf alma gibi kısımlar kombine edilerek otojen
olarak çalışan bir direkt ergitme prosesine
dönüştürülmüştür. Bu izabe yönteminde iki düşey bölüm, su ile soğutmalı bölme
ile birbirinden ayrılan ergitme ve atık gaz şaftları bulunur. Kivcet adı;
oksijen-flaş-siklon ve elektrotermik yöntem kelimelerinin Rusça
karşılıklarından oluşur. Sistem kuru sülfür konsantresinin
siklonlarda oksijenle kavrulduktan sonra flaşergitme yoluyla izabe edilip
zengin SO2 gazının atılmasına dayanır. Eriyik daha sonra bir
elektrik rezistans fırınında bazı reaksiyonların tamamlanması için indirgeyici
bir ortamda (örneğin, çinkonun buharlaştırılması için) bekletilir. Burada
bakır, nikel, kobalt ve değerli metaller mat fazına alınır ve periyodik olarak
döküm yapılır. Daha sonra bilinen yöntemlerle konvertisajı yapılır. —> Şekil. Kivcet yönteminin genellikle
Kivcet-CS ve Kivcet-LZ olmak üzere iki şekli vardır. Kivcet CS kurşun üretimi
ağırlıklı olup Pb-Zn, Pb-Zn-Cu ve Pb-Cu konsantrelerini
işlemede tercih edilir ve örneğin; % 60,6 Pb; % 0,30 Cu bulunan bir
konsantreden; kurşunun % 96,5’u ve bakırın % 85’i elde edilir. Kivcet-LZ
yöntemi ise selektif veya kollektif bakır bazlı
konsantrelerin ekstraksiyonunda avantajlıdır. Örneğin % 14,24 Cu, % 2,46 Pb,
olan konsantrenin ergitilmesi sonunda mat içinde
bakırın % 97,9’u, kurşunun % 37’si toplanır —> Bakır üretimi, Şekil.
KİZELGUR,
—> Diyatomit.
KLASİFİKASYON,
Çeşitli tane büyüklüğünde olan
parçaların durgun veya hareket halinde akışkan bir ortamda, tane büyüklüğüne
göre ayrılması. Tane büyüklüğüne göre tasnif.
KLASİFİKATÖR,
1)
Karışık durumda olup tasnife tabi tutulmak üzere verilen kayaç ve mineral
parçalarını tane büyüklüğüne veya yoğunluklarına göre sınıflandırmaya yarayan
cihaz. 2) Tasnif edici. 3) Sınıflandırıcı.
KLEPE,
1) Kapak.
2) Bir borudan geçen akışkanın geçtiği yönde açılıp, ters yöne akmak istemesi
halinde otomatik kapanır kapaklı vana.. 3) Genellikle
pistonlu pompalarda akışkanın geçtiği muayyen geçitleri tıkayan yaylı kapak
veya bilyalar.
KLİNOMETRE, Genel anlamda eğim ölçme aleti. 1) Yarısına kadar
hidrofluorikasit (HF) doldurularak ağzı sıkıca kapanmışbir cam tüpün takım
dizisi içine monte edilebilen metâl mahfazasından
oluşan, sondaj kuyularının eğitimini ölçen gereç. —> Şekil.
2) Eğim ölçer.—> Isıtma cihazı, Eğim ölçer.
KLİVAJ, 1) Cevher, kömür ve
yantaşlarda teşekkül etmişolan ve genellikle gözle görülmeyen çatlaklar. Kazı
işlerinde kolaylık sağlaması bakımından bu çatlaklardan yararlanılır. 2)
Petrografide, tabakalaşma yüzeyleri ile büyük bir açı yapacak şekilde teşekkül
etmişolan ve kolayca ayrılma veya yarılma özelliği gösteren birbirine paralel
yüzeyler. Klivaj basınç sonucunda oluşur, kayaçlara sekonder bir yapı verir. Bu
basınç, bazı
kayaçlarda da yeniden kristalleşmeye (rekristalizasyon) neden
olur. 3) Kristalografide, kristallerin birbirine paralel yüzeylerinin kolayça
birbirinden ayırma özelliği.
KLORÜRLEŞTİRİCİ
KAVURMA, Metal bileşiklerini klorla
veya klor bileşikleri ile ısıtarak metalin klorürünü elde etmek için yapılan
işlem.
KLİNKER, 1) Çimento üretiminde
hammadde-nin kavrulması sonucu elde edilen ara ürün. 2) Kömür kullanılan
kazanlarda külün ergimesi sonucu meydana gelen cüruf.
KLİNKER
TUĞLASI, Sinterleşmeye kadar
pişirilmiş, birim ağırlığı ve basınç dayanımı yüksek ve dona dayanıklı inşaat
tuğlası.
KOAKSİYAL
KABLO, Biri içte diğeri de bunun
dışında eşeksenli boru biçiminde olacak şekilde imal edilmişiki iletkenli bir
kablo. Bu iletkenlerden dıştaki, boru biçiminde, içteki iletken ise dairesel
kesitli, çapı da borunun çapından daha küçük olan ve borunun içine, boru ile
eşeksenli olacak biçimde yerleştirilmişbir teldir. Bu tel seyrek olarak
yerleştirilmişyalıtkan destekler aracılığı ile borunun tam ortasında tutulur.
Birkaç koaksiyal kablo, iletişim amaçlı başka iletkenlerle birlikte, ortak bir
kılıf içine de yerleştirilebilir. Telekominikasyon işlerinde belirli amaçlar
için kullanılır.
KOBALT,
Yoğunluğu 8,8 gr/cm3 olan
1490½C’da ergiyen, sert ve kırılgan kırmızımsı beyaz melat; atom numarası 27,
atom kütlesi 58-93 olan kimyasal element (simgesi Co).
Doğal kobalt tümüyle kararlı izotopu olan kobalt-59’dan oluşur; en uzun ömürlü
yapay radyoaktif izotopu olan kobalt 60 (yarı ömrü 5,3 yıl), kobalt-59’un
nükleer reaktörde nötronlarla ışınlanması suretiyle üretilir.
KOBUT,
Kaba işlenmişoltutaşı.
KOÇ BOYNUZU, 1)
Varagel ve vinçlerde halatın ucunda bulunan koşum takımına bağlı, emniyet
bakımından vagonun halkasından herhangi bir nedenle kolayca çıkmasını önlemek
üzere, ucu koç boynuzu (helisel) biçiminde şeklinde kıvrılmışkanca. 2) Sondajda
bir tür tahlisiye ucu.
KOJENERASYON,
Bileşik, ısı ve elektrik üretimi.
Termik santrallarda enerjinin ancak % 35 civarındaki kısmı faydalı hale
dönüştürülebilmekte, geri kalan kısım ise, çıkışbuharı, kazan kayıpları ve
jeneratör kayıpları olmak üzere dışarıya atılmaktadır. Santralın çıkışbuharı
ile dışarı atılan enerji başka amaçla yeniden kullanılarak sistemin verimi % 70
mertebesine çıkarılabilmektedir. Proses gereği buhar kullanması gereken sanayi
tesisleri, ısı santralında elektrik enerjisi de
üretmeyi öngördüğü takdirde bu anlamda enerji tasarrufu sağlayabilir.
KONKOİDAL
KIRILMA,—> Kırılma.
KOK GAZI,
Kalorifik değeri 4500 Kcal/m3
olup, terkibinde, % 50-55 H, % 25 CH4, % 12
N2, % 6 CO % 3 CO2, % 2 diğer hidrokarbonlar bulunan ve
taşkömürünün koklaştırılması sırasında elde edilen yanıcı gaz. Gaz hava gazı
olarak da kullanılır.
KOKARDENERZ, Yantaşı teşkil eden ana formasyonun
çatlaklarına birbirine paralel damarlar halinde çökelen kurşun-çinko
cevherlerinin aynı zamanda yantaştan koparak çatlak içine yerleşmişparçalarının
çevresini kabuk gibi saran kurşun-çinko cevherleriyle oluşturdukları bir cins
cevher türü.
KOKİL, 1) Bir kum kalıbına
yerleştirilen, üzerinde ergitilen madenin katılaştığı, maden parçası. 2)
Dökümhanede kullanılan maden kalıp. Kokil kalıplama, dökümü yapılacak her parça
için ayrı bir kum kalıp hazırlamak zorunluğunu ortadan kaldırdığı için, döküm
işlerini basitleştirir. Bu kalıplama sistemi, ergime sıcaklıkları 800° C’in
altında olan alaşımlar için çok elverişlidir; buna karşılık, kokillerin
kendileri de dökme demir veya çelikten olduğu için, demirli alaşımların
dökümünde bazı sakıncalar yaratır. —> Döküm.
KOKİL
DÖKÜM, —> Kokil.
KOKİL
KALIPLAMA, —> Kokil.
KOK
KÖMÜRÜ, —> Kok.
KOKLAŞMA,
Kömürün herhangi bir dışetki ile
bünyesindeki gazların azalması sonucu poröz bir hal alması. Kömürleşmesi
belirli bir düzeye erişmişolan kömürler ısıtılınca önce yumuşarlar sonra
şişerek gaz çıkartırlar ve daha sonra tekrar sertleşirler. Sertleşme sonucunda
oluşan çok gözenekli oldukça hafif ve gri renkli kütleye kok kömürü; kömürün
kok haline geçmesi olayına da koklaşma denir.
KOLAPS, Sondaj kuyusunda bulunan muhafaza borusunun aşırı formasyon baskısı vb. etkiler yüzünden göçmesi (ezilmesi)
olayı.
KOLEMANİT,
Prizmatik kristaller halinde
bulunan kalsiyum borat (bortuzu) (Ca2B6O11
. 5H2O). Daha ziyade cam yünü, fiberglas ve asitborik
imalinde, çelik endüstrisinde de eritici olarak kullanılır.
KOLİMASYON, Dürbün ekseninin yatay dönme eksenine muylu tam
dik olmamasından kaynaklanan hata türü. Teodolit ile ölçmeye başlanılmadan
önce, kolimasyon hatası kontrol edilir.
KOLİNS
METODU, Koordinatları bilinen A ve
B noktaları ile koordinatları hesaplanmak istenen P noktasından geçen daireden
yararlanılarak yapılan geriden kestirme hesaplama yöntemi.—> Geriden kestirme.
KOLLEKTÖR
BANT, Toplayıcı bant.
KOLLERGANG,
1) Yatay
bir eksen etrafında döndürülen büyük kütleli iki silindirik tekerin yuvarlak
bir öğütme tablası üzerinde hem kendi eksenleri etrafında hem de sistem aksı
etrafında dönerek öğütmenin gerçekleştirildiği düzen. 2) Devlüp.
KOLLOFAN,
—> Fosfat.
KOLON, 1) Taş, çimento, ağaç,
çelik vb. maddelerden yapılmışdikine konmuşdestek. 2) Sütun.
KOLON
FLOTASYONU, —> Flotasyon kolonu.
KOLUVİYAL
PLASER , Diluvial ve aluviyal olayların müşterek etkileriyle oluşan
maden yatağı.
KOLTUK
AMBARI, Ocaklarda, kartiyerlerde
veya şantiyelerde acil ihtiyaç olabilecek çivi, cıvata, vb. malzemenin ihtiyaç
anında işyerine alınıp kullanılmasını sağlamak üzere açılan küçük ambar. —> Ambar.
KOMBİNE
AYAK İŞLETME METODU, Maden
yatağının şekli, büyüklüğü, tipi ve örtü tabakası ile yantaşların karakteri
dikkate alınarak çeşitli işletme metotlarının değişik şekilde veya müştereken
bir blok veya panoda uygulanması. Bu uygulama blok göçertmesi ile yatay dilimli
ayak; blok göçertmesi ile ambarlı ayak; dilimli göçertmeli ile ara katlı ayak;
başyukarı açık ayak ile rambleli ayak; küp tahkimatlı ile rambleli ayak gibi
çeşitli işletme metodlarının birlikte uygulanması şekillerinde olabilir.
KOMBİNE
HOBEL İŞLETMECİLİĞİ, —> Hobel işletmeciliği.
KOMPARTIMAN,
Bölme. Herhangi bir kuyu veya
kelebe kesitinin çeşitli amaçlarla (insan, malzeme, cevher,hava
için) kullanılan bölmelerinden biri.
KOMPLEKS CEVHER, Kendisinden
birçok metalin kazanıldığı cevher.
KOMPLEKS
MADEN YATAKLARI, —> Polimetamorfik maden yatakları.
KOMPANSATÖRLÜ
NİVO, Silindirik düzeç ile
yataylamaya gerek kalmaksızın dairesel düzeç kullanılarak kabaca ayarlandıktan
sonra, gözlem yapılan her doğrultuyu, dürbün içine asılan özel prizmalar düzeni
sayesinde otomatik olarak yataylayabilen nivo türü. Kompansatörlü nivolarla
yapılan ölçmelerde önemli zaman tasarrufu sağlanır. —> Şekil,
2) Otomatik nivo.
KOMPRESÖR, Gaz, buhar
veya havayı emerek sıkıştırıp basınçlarının yükseltilmesine yarayan makine. Sıkıştırma işlemi tek kademeli, çok kademeli olup;
kademeler arasında sıkışmadan dolayı ısınan gaz, her cins buhar veya hava, bir
üst kademe tarafından emilmeden önce, sıkıştırma randımanı artırmak için
soğutulur. Pistonlu, dişli, kanatlı (turbo) vb. tipleri vardır.
KOMPRESÖR
ÇİVİSİ, Mermer ocaklarında mermer
bloku ana kayadan ayırmak için kullanılan
KOMPRESYON, —> Statik depresyon.
KOMPÜTER,
—> Bilgisayar.
KONDANSATÖR,
1)
Yoğunlaştırılacak su buharının su haline getirilmesi veya kompresör
kademelerinde sıkışarak ısınan havanın soğutulmasına yarayan düzen. 2)
Elektrikte içine elektrik enerjisi depo edilebilen aygıt. 3) Yoğunlaştırıcı.
KONDİSYONER,
1) Şlamın
(pulp) katı parçacıkları ile reaktifin yakın temasını sağlamak ve şlamı
flotasyon işlemine hazırlamak için kullanılan cihaz. Yapılan bu işlem,
kondisyonlama diye de tanımlanır. 2) Kıvam tankı.
KONDÜKSİYONLA
ISITMA, Katı cisimlerin ihtiva
ettikleri ısıyı etrafa yaymalarından yararlanılarak yapılan ısıtma.
KONGLOMERA,
1) Kum,
çakıl, köşeli vb. ayrık kayaçlardan oluşan tabaka veya yığın boşluklarının bir
çimento maddesi ile dolması veya bunların basınç etkisi ile birbirlerine
bağlanmasından meydana gelen tortul kayaç. Bunların başlıcaları gre, arkoz,
kuvarsit, puding ve breşdiye isimlendirilir. 3) Çakılkayaç.
KONİK AYIRICI,
Bir klasifikasyon veya ayırma
gereci olup, tepesi aşağıda ve tabanı yukarıda ve ters konumda bir piramit
şeklindeki ayırıcı. Bir üst kenarı boyunca gelen malzeme ile beslenir ve
malzemenin akışkan ortamda karşı kenara taşınması sağlanarak karşı taraftan
ince veya hafif malzeme alınır. Dipteki bir borudan da çöken ağır veya iri
boyutlu malzeme tahliye edilir.
KONİK
ELEK, Kesik koni biçiminde
hazırlanıp bu kesik koninin yan yüzeyi , istenilen
tane büyüklüğüne göre eleme yapabilecek şekilde yerleştirilen elek saçlarının
yatay eksenli bir mil üzerinde döndürülüp ve küçük ağızdan malzeme ile
beslenip, besleme malzemesini çeşitli tane büyüklüklerine göre tasnif etmeye
yarayan tasnif ünitesi. Bu elekler silindir şeklinde de imal edilir. Bu
takdirde silindir elek ekseninden geçen mil yataklara meyilli olarak
yerleştirilerek çalıştırılır. Silindirin yukarı ağzından beslenmek suretiyle
tane büyüklüğüne göre tasnif yapılır.
KONİK
KIRICI, Kaba kırma aşamasında
kullanılan ters kesik koni biçiminde sabit dışcidarın, iç kısmına eksantrik yataklanmışdüz kesik koni şeklindeki döner kırıcı
ana parçanın montajı suretiyle oluşan, dışcıdarla, dönen iç koni arasında kalan
taşveya cevher parçalarını eksantrik yataklanmanın dönme hareketi ile beraber
yarattığı salınım sayesinde parçalayan, dışve iç konilerin en altta
oluşturdukları aralıktan kırılan parçaların aşağıya düşmesini sağlayan makine.
KONİMETRE, Gravimetrik ölçü esasına dayanarak havadaki toz
miktarını ve toz sayısını tesbit etmeye yarayan cihaz. Konimetrenin
çalışma esası belirli miktar havanın belli ağırlıkta bir filtreden
geçirilmesiyle bu filtre üzerinde tutulan tozların ağırlığı saptanmak suretiyle
(mg/m3 olarak) havanın içerdiği tozun ağırlığını veya filtre üzerinde tutulan
tozların mikroskop altında sayılması suretiyle (toz sayısı/cm3 olarak) havanın
içerdiği toz miktarı hesaplanarak madencilikte toz bakımından —> Hava kalitesi tesbit edilebilmektedir. Bu
değerlendirmeden başka insan sağlığı bakımından filtrede toplanan tozların mineral
içeriği ve tozların patlama tehlikesi de gravimetrik ölçü yolu ile tesbit
edilebilir. —> Hava kalitesi,
Tindalometre, Emisyon, Hava Kirleticileri, Kirli Hava. —> Şekil.
KONİ
ORTA, Patlatıldıklarında alında
koni biçiminde ek serbest yüzey oluşturacak düzende dizilmişbir odak noktasına
doğru delinmişlağım deliklerinin oluşturduğu orta. —> Orta çekme.
KONKASÖR,
1) Cevher
veya taşkırma makinesi. 2) Kırıcı.
KONKAV
BİT, Kesici dudak kısmı matkabın
eksenine doğru çukurlaşan ve karot almadan ilerleme yapan bir tür elmas matkap.
KONKOİDAL
KIRILMA, —> Kırılma.
KONKRESYON,
Tortul kayaçlar içinde bazen yumru
veya topak halinde yuvarlak ve böbrek şekilli ve aynı merkezli kürelerden
teşekkül eden, merkezlerinde ufak deniz hayvanı fosilleri veya kum taneleri
bulunan kayaç oluşumları. Demir karbonat ve kilden oluşan böbrek ve mercek
şekilli ve telsel ışınsal dokulu konkresyonlara sferosiderit denir.
KONSANTRASYON,
1) Maden
yatağı teşek-külü sırasında, belirli minerallerin biraraya gelerek mineral muhtevası
yüksek maden yatağı oluşması (mağmatik diferansiyasyon). 2) Cevher içindeki
gang maddesinin ayrılması sonucu geri kalan miktar içindeki faydalı mineral
oranının yükselmesi. 3) Bir eriyikte suyun buharlaştırıl-ması suretiyle
erimişmadde oranının arttırılması.
KONSANTRASYON
TESİSİ, —> Konsant-ratör.
KONSANTRATÖR,
Minerallerin ve gang maddelerinin
çeşitli fiziksel özelliklerinden yararlanılarak, uygun araçlar yardımı ile
birbirlerinden ayrılmasını sağlamak için kurulmuştesis (zenginleştirme tesisi).
KONSANTRE,
Cevher hazırlama ve zenginleştirme
işlemine tabi tutulan ham cevherden (tuvönan) ayrılması amaçlanan minerallerin
zenginleştirilmesi suretiyle elde edilen ürün veya ürünler. Bakır-, krom konsantresi vb.
KONSANTRE
RANDIMANI, 1) Ayırma işlemi sonucu
elde edilen konsantre ağırlığının, bu konsantreyi
veren ham (tüvönan) cevher ağırlığına oranı. 2) Lavvar randımanı. 3)
Konsantrasyon oranı.
KONSİNYE,
Mülkiyet devri yapılmaksızın,
malların satışsorumluluğunu yüklenen bir tüccar veya acentaya gönderilmesi tarzında
yapılan satışanlaşması.
KONSOL, Tek destekli
taşıyıcı kiriş.
KONTAK, 1) İki farklı kayacın
birbirleriyle temas ettikleri yüzey. 2) Özellikle intruzif bir kütlenin komşu formasyonla olan temas yüzeyleri. 3) Petrol yataklarında
su-petrol veya petrol-gaz zonlarının birbirleriyle temas ettiği yüzeyler. 4)
Elektrikte devreyi kapama veya kısa devre olayı.
KONTAK DAMAR, —> Kontak maden yatağı.
KONTAK
MADEN YATAĞI, Genellikle
sedimenter formasyonlar içine sokulmuşintruzif bir
kütlenin kontak yüzeyleri civarında daha ziyade sedimenter formasyonlarda
oluşan maden yatağı.
KONTAK
METAMORFOZ, Ergimişhaldeki mağma
kitlesinin ve içinde bulunan gazların yan taşa etkisi ile meydana gelen
başkalaşım. Hidrotermal- ve enjeksiyon metamorfoz da
bir tür kontak metamorfozdur.
KONTAK
METAMORF MADEN YATAKLARI, Batolitin
kontak zonunda oluşan başkalaşımın sonucu meydana gelen maden yatakları.
KONTAKT
KURUTUCU, Kurutulacak malzeme ile
kızgın yüzeyin ya sürekli olarak veya ardarda temasta kalmasını sağlamak
suretiyle kurutma yapan merdaneli veya borulu cihaz.
KONTAMİNASYON,
Radyoaktif maddelerin bir yerde
çökelmesi suretiyle meydana gelen çevre kirlenmesi.
KONTİNİYUS-MAYNER,
Paletler üzerinde yürüyen, kesme
kafasına yatay ve düşey hareket verebilen, arkasında yükleme düzeni bulunan,
tavanın elverdiği ölçüde devamlı kazı yapabilen, genellikle kömür ve yumuşak formasyonlarda ekonomik olarak çalıştırılabilen üretim
makinesi.
KONTİNÜ
CERYAN, Doğru akım.
KONTROL
ELEKLERİ, Uluslararası standartlar
organizasyonunun (ISO) verdiği standartlara uygun olarak yapılmış,
laboratuarlarda elek analizleri yapmak üzere kullanılan elek seti.
KONTRPUA,
1) İhraç
tesislerinde ve asansörlerde kafesi dengelemek için kullanılan karşı ağırlık.
2) Denge ağırlığı. 3) Kontr balast. —> Payton,
Şaryoportör.
KONTR
LAĞIMI, Ana nakliye kuyusunu
çevreleyen galeri. —> Akrosaj.
KONTUR, 1) —> Akrosaj. 2) Cevher rezervi ile yankayacı
ayıran çizgi. 3) Eşdeğerdeki noktaların birleştirilmesi ile elde edilen eğriler
(izohips, izopah vb.) 4) Bir kütlenin
dışhatlarının oluşturduğu görünüm.
KONVEKSİYONLA
ISITMA, Isıtılan gazların ve
sıvıların hacminin genişlemesi ve yoğunluğunun azalması sonucu aşağıdan yukarı
hareketinden yararlanılarak yapılan ısıtma.
KONVEKSİYONLU
KURUTUCU, İçerisin-den sıcak kuru
buhar geçirilerek konveksiyon etkisiyle kurutmayı sağlayan tanbur veya siklon
tipindeki akımlı kurutucu.
KONVERTER,
1) Uzun
ekseni üzerine asılı, iç yüzü refrakter malzeme ile kaplı, oval veya silindirik
şekilde olan ve yatay bir eksen etrafında dönerek boşaltma pozisyonuna
getirilebilen özel pota. Potada metaller veya diğer malzemenin bir şekilden
veya durumdan başka bir duruma dönüştürülmesi sağlanır. Kavurma konverteri ve
eritme konverteri olmak üzere iki tipte yapılır. Kavurma konverterinde hava
üflenerek, sülfürlü cevherin kükürt oranı düşürülür. Eritme, yani tasfiye
konverterinde cihaz ısıtılmaz. Cihazın içinde bulunan erimişmaddeye hava
üflenerek oksitlenme sağlanır ve bu suretle teşekkül eden ısı, maddeyi
erimişhalde tutar. Konverter içinde pik demir Bessemer prosesi
ile çeliğe, bakır matı bilister bakıra dönüştürülür. 2) Dönüştürücü.
KONVEYÖR,
Yatay veya az meyilli yerlerde
çalışan, ya malzemenin döküldüğü zeminin hareket etmesi (band) suretiyle veya
oluk üzerinde bulunan zincirin çekilmesiyle taşıma yapan düzen.
KOOGÜLASYON,
Anorganik elektrodlar kullanılarak
flokülasyonun sağlanması.
KOORDİNAT
NAKLİ, Yalnız kuyularla yeryüzüne
irtibatı olan yeraltı işletmelerinde, yeraltı imalat planlarının yeryüzündeki
ölçmelerde kullanılan koordinat sistemine uygun olarak yapılabilmesi için
yeraltında tesbit edilen noktaların, yerüstü koordinat sistemine göre, yerinin
belirlenmesi işlemi. Bu işlem; (a, b) tek kuyuya iki şakül sarkıtarak; (c, d)
iki ayrı kuyuya birer şakül sarkıtarak yapılır. —> Şekil.
KOORDİNAT
SİSTEMLERİ, 1)
Bir noktanın yerini belirlemeye yarayan polar P (f, , ) (mesafe, semt-,
meyilaçısı) ve ortogonal P (x’, y’, z’) (apsis, ordinat ve kot) sistemlerinin
ortak adı. 2) Başlangıç noktası, eksenler ve bir noktayı belirlemeye yarayan
sayılardan müteşekkil iki-üç boyutlu–, polar–, küresel–, silindirik–, eliptik
koordinat sistemi vb. sistemler. —> Şekil.
KOPİLYA
(KOPİLYE), —> Emniyet maşası.
KOPMA
SINIRI, —> Çekme deneyi.
KORBİT, Kesici dudakları özel olarak yapılmışkesici küçük
çarklarla teçhiz edilmişorta sert ve yumuşak formasyonlarda
karot numune almaya yarayan matkap. Korbit; 4, 6, 8 çarklı (yıldızlı) olabilir.
KORDON, —> Toron.
KOREKS
YÖNTEMİ, Demir-Çelik üretiminde
yüksek fırın teknolojisine alternetif olarak geliştirilen çelik üretimine
yönelik bir direkt ergitmeli redüksiyon prosesi. —>
Yüksek fırın prosesine benzeyen bu yöntem koklaşamayan
kömüre dayalı sıcak metal üretimi yapar. Koreks prosesinde
kok fabrikası ortadan kalktığı için maliyeti oldukça düşüktür. Koreks yöntemine
göre çalışan tesis ilk olarak Güney Afrika, Iscor-Pretoria işletmelerinde
kurulmuştur.
KORELASYON, İki
formasyonun jeolojik yaşlarını veya stratigrafik pozisyonlarını kıyaslamak
suretiyle birinin diğerine göre yaşve diğer özelliklerinin saptanması işi.
KORENDON
(Korund), 1)
Doğal susuz aluminyum oksitten (Al2 O3) oluşan mineral
(Mohs sertlik derecesi 9, yoğunluk 3,95 ilâ 4,01). Elmastan
sonra en sert doğal madde. Romboedrik kristalli, değişik renkli, saydam
türleri ziynet taşı olarak kullanılan, asitlerde erimeyen mineral. 2) Safir. 3)
Rubin. —> Yakut.
KORKAYAÇ, Magamatik kayaç. Eriyik haldeki mağma malzemesinin
soğuması ve katılaşması sonucunda oluşan çeşitli kristalin ya da camsı
kayaçların ortak adı. Korkayaçlar başlıca üç —> Kayaç sınıfından birini oluşturur. Öbür kayaç sınıfları ise;
başkalaşım (metamorfik) kayaçları ile tortul (sedimenter) kayaçlardır.
Korkayaçlar, mağmanın derinlere sokularak (derinlik
kayaçları, gang kayaçları) ya da dışarı püskürmesinden sonra (yüzey kayacı yada püskürük kayaç) katılaşması suretiyle oluşur.
KORKORDANS,
—> Uygun tabakalaşma.
KORNİŞ
TAŞI, Mermer işletmeciliğinde
imalât yüzünden dışarı çıkan ve ufki devam eden profiller.
KORUND , 1) Trigonat sistemde kristalleşen, sertliği 9 olan ve
bu özelliği ile değer kazanan doğal aluminyum oksit (Al2O3).
Bütün korund kristalleri ısıtıldıklarında renkleri bozulur, kaybolur; ancak
soğuyunca yine eski rengi alır. Korund minerallerine ender rastlanır; oluştuğu
yerler siyenit pegmatitlerinin içleri ile, şist ve
mermer serilerinin yer aldığı metamorfik istiflerin yine içleri veya ara
yüzeyleridir. Aluvial yataklarda, primerlerden aşınıp gelmişolarak, plaser
halde de bulunur. İyi halde kristalleşenler, renklerine göre yakut veya safir
olarak isimlendirilir. 2) Yapay olarak; boksitin elektrik fırınlarında
eritilmesiyle elde edilen aşındırıcı ürün ; tane, toz
ve kalıp denilen özel şekillerde; alundum, aloxite, karaloks, exolen ve lionit
gibi isimlerle de pazarlanır.
KORUYUCU
BAKIM, Devamlı veya zaman zaman
çalıştırılması gereken makine, malzeme ve tesislerin devamlı olarak çalışır
durumda tutulması amacı ile, bunlarda meydana
gelebilecek küçük veya büyük arızaları tesbit-, teşhis-, ve tamir etmek
(düzeltmek) üzere yapılan sistemli muayene, kontrol ve bakım.
KOSİNÜS Ø
, —> Güç faktörü.
KOSTİK, 1) Alkali oksitlerinin
söndürülmesi sonucunda elde edilen ürün (Ca (OH)2, KOH, NaOH gibi). 2) Sodyum
hidroksit.
KOSTİK
KALSİNE MANYEZİT, Manyezitin 700-1100½C kavrulması ile elde edilen ürün.
KOŞUM
TAKIMI, 1)
Kuyularda kafesi veya kovayı halata bağlamak için kullanılan düzen. 2) Ocak
arabalarının hayvan ile çekilmesini sağlamak üzere kullanılan teçhizat.
KOT, 1) Bir noktanın esas
olarak alınan deniz seviyesi düzlemine göre yüksekliğini veya alçaklığını
gösteren rakam. 2) Rakım. Kot veya rakımı gösteren rakam deniz seviyesinden
yüksek bir seviyeyi gösteriyorsa (+), alçak bir seviyeyi gösteriyorsa (-)
işaretli olarak yazılır.
KOVA, 1) Kuyu açma operasyonu
sırasında pasanın içinde çıkarıldığı kap. 2) —> Beyler.
KOVALI
BAGER, 1)
Toprağı hem kazan ve hem de belirli bir mesafeye taşıyan işmakinesi. Eğik duran
ve uzun olan bir kafes direk (bum) üzerinden geçirilmişolan çelik halata
irtibatlı, ağız kısmı zemine bakan çelik kovası, zemine dalarak malzemeyi
toplayan, vinç halatı yardımı ile kaldıran ve ekseni etrafında dönerek kovadaki
malzemeyi boşaltan makine. Kovalı bagerlerle, bagerin oturduğu zemine göre alt
seviyelerde hafriyat yapılır. 2) Çekme kepçeli ekskavatör. 3) Dreglayn.
KOVAN
BOŞLUK, Mermer madenciliğinde,
taşın tabii yapılışında meydana gelmişolan iri tekil boşluk. —> Peteksel boşluk.
KOVART
ÜÇGENİ, —> Coward üçgeni.
KOYU
KÜKÜRT, İçinde azami % 0,25
oranında karbon bulunan koyu renkli kükürt.
KOYULAŞTIRMA,
Şlam içerisindeki katı/sıvı
oranını katı lehine artırarak, daha yüksek yoğunlukta bir şlam elde etmek için
yapılan işlem.
KÖMÜR, Kısmi ayrışma sonucunda; bitkisel artıklardan
oluşan karbonik madde. Belirli bir tabakalaşma gösterir; katı bir maddedir ve
rengi koyu kahverengiden siyaha kadar değişir. Yakıt olarak kullanılan kömür,
kırılgandır, ayrışım olmaksızın yanmaz ve suda çözünmez. Oluşumu esnasında
bitkisel maddedir. Önce turbaya, sonra linyite ve en sonra da bitümlü kömüre
dönüşür. Bitümlü kömür bitümünü kaybetme derecesine göre bazı yerlerde
taşkömürü ve antrasit haline gelir. Linyitin tozu kahverengi, kömürün ise
siyahtır. Linyit bünyesinde büyük oranda su ve kül ihtiva eder.
KÖMÜR
DİYAGRAMI, Hidrojen bakımından
zengin veya fakir bozulmuşkarbonhidrat ürünlerini birbirlerine göre bir sıraya
dizen iki kuşaklı diyagram. Bu diyagramda hidrojence zengin olanını
“kerojen-piropisit” veya sapropelit kuşak, hidrojence fakir olanı ise “hümik”
kuşak diye adlandırmak mümkündür. Hümik kuşakta gerçek kömürler (hümik kömürler)
yer alır. Bunlar kendi aralarında turba, linyit, taşkömürü ve antrasit diye
gruplanırlar. Sapropelit kuşaktaki maddeler ise bitümlü şeylleri (şistleri)
oluştururlar. Bu iki kuşak arasında torbanit ve cannel’e de “hümik-sapropelit”
kömürler denebilir.
KÖMÜR
HAZIRLAMA, Fiziksel ve mekanik
işlemlerle kömürün özel kullanmalara uygun hale getirilmesi. Bu işlemlerle
genellikle kömürde bulunan ve yanıcı olmayan kısımlar (artık) atılmışolur.
KÖMÜR
KAÇAĞI, Lavvarda zenginleştirme
sırasında ayrılan şistlerle (artıklar) birlikte atılan kömür. Ayrılan artık
içinde atılan kömür miktarının, tuvönan kömür içinde bulunan kömüre oranı,
kaçağın yüzdesini verir.
KÖMÜR
KESERİ, 1)
Ayak dip ve başında iki adet tahrik motoru ve zincir tamburu ile ayak içinde
ileri geri hareketi sağlayan zincir ve bu zincire bağlı dişli blok veya dişli
sandık bulunan zincirin yukarı aşağı hareketi ile dişlerin kömüre çarpması
suretiyle kömürden yonga kopmasını ve kömürün ayak dibine doğru naklini
sağlayan düzen. 2) Ramgeret.
KÖMÜRLERİN
SINIFLANDIRILMASI, 1) İstatistik sınıflandırma: Kömürlerin kimyasal, petrografik
ve kalorifik değerlerine göre yapılan sınıflandırma.
2) Ticari gayelere göre sınıflandırma: Kömür
ticaretinde kullanılan sınıflandırma sistemi. Kömür ticaretinde kömürler daha
ziyade koklaşma özelliklerine göre; I-VII gruba ayrılır.
KÖMÜRLERİ
STOKLAMA, Büyük miktarlarda kömür
kullanan fabrika ve merkezi ısıtma sistemi olan sitelerde kullanılan kömürlerin
gerekli önlemler alınarak depolanması. Bu önlemler arasında kömür yığının fazla
yüksek yapılmaması, kömürün kolay yanan malzemeyle karışmamasına dikkat
edilmesi ve kömür yığının sık sık sıcaklığının ölçülmesi belirtilebilir. Eğer
yığında ısı artışı meydana gelirse, yığının herhangi bir araçla aktarılarak
(devredilerek) havalandırılması gerekir. Linyit kömürlerinin stoklanması için
TKİ de geliştirilen stoklama örnekleri.
KÖMÜR
YAKMA SİSTEMLERİ, Isıtma ve buhar
üretimi veya proseslerde ısıtma, pişirme, kurutma ve
istenilen reaksiyon sıcaklığını sağlamak amacıyla bir besleyici veya brülör,
yanma odası veya fırın ve yanma sonrası açığa çıkan ısının önemli bir kısmının
geri kazanıldığı ısı değiştirici elemanlardan oluşan birbirlerine uyumlu
şekilde tertiplenmişünite düzenlemeleri.
KÖMÜR YIKAMA YÖNTEMLERİ, Ocaklardan üretilen tüvönan kömürlerin içinde
bulunan şist vb. yabancı maddeleri ayırmak için uygulanan yöntemler.
Lavvarlarda yıkanan kömürlerin boyutlarına göre yıkama ünitelerini “iri kömür
yıkama” ve “ince kömür yıkama” olarak iki grupta toplamak mümkündür
:
(Harsfall 1980)’a göre kömür yıkamada ; ayırmaya esas olan prensipler açısından;
1- Hidrolik yöntemler
- Jigler
- Spiral ayırıcılar
- Sallantılı masalar
- Ayırma konileri
2- Ağır ortam yöntemleri
- Statik ayırıcılar
- Santrıfüjlü ayırıcılar
3- Havalı ayırma
4- Flotasyon; yöntemleri şeklinde
sınıflandırıla-bilmektedir.
KÖMÜRLEŞME,
Kömür oluşumu sırasında cereyan
eden biyoşimik ve jeoşimik olaylar. Bu olaylar sonucu karbon miktarı artarken
uçucu maddelerde azalma olur.
KÖMÜRLÜ
ŞİST, 1)
—> Killi şist. 2) —> Kesme.
KÖMÜR
RENDESİ, —> Kazı rendesi.
KÖMÜR
SABANI, —> Kazı (kömür) rendesi.
KÖMÜR
TOZU, 1)
Kömür madenlerinde kömürde delik delme, kazı ve taşıma işlerinde kömürün
parçalanmasından oluşan ve havada süspansiyon halinde bulunan 10 mikrondan
küçük kömür zerrelerinin tümü. 2) Tane büyüklüğü 0,3 mm’nin altında olan kömür
yığını, tane büyüklüğü 0,075 mm’nin altında olan kömür tozları “İnce toz”
olarak tanımlanır. İçinde süspansiyon halinde 40-2000
gr/m3 kömür tozu bulunan hava, patlama (infilak etme) özelliği
gösterir. Normal şartlar altında patlayabilir toz konsantrasyonu 70-80 gr/m3’tür. Bu miktar 400 gr/m3’e
ulaşabilir. Havada yanıcı gazların bulunması (% 3 CH4 + 5 gr/m3 kömür tozu, % 2
CH4 + 10 gr/m3 kömür tozu gibi), kömür tozunun patlamasını
kolaylaştırır. Havada bulunan kömür tozu ne kadar ince ise kömür tozunun
patlama özelliği o kadar fazladır. 850 mikronun üzerindeki kömür taneciklerinin
patlama olayında nadiren yer aldığı tespit edilmiştir. Havada bulunan kömür tozu
kendi ağırlığı kadar su emerse veya % 40 oranında taştozu ihtiva ederse veya
havadaki konsantrasyonu 4-5 kg/m3 olursa bu kömür tozu
patlama ve yanma özelliğini kaybeder. Grizu ve kömür tozu infilaklarının
sirayetlerini önlemek için ocaklarda uygun yerler, infilak anında bir su veya
toz perdesi meydana getirmek üzere, taştozu veya su kasaları ile teçhiz edilir.
KÖMÜR
TOZU İNFİLAKI, Havada süspansiyon
halinde bulunan (1 m3’te 40-2.000 gr) kömür
tozunun infilak etmesi olayı. Grizu infilakinden sonra infilak eden yerdeki
havada 70 gr/m3 kömür tozu olursa o da infilak eder. Genellikle
grizu infilakinden sonra meydana gelen ikinci patlama, grizu infilakinin etkisi
ile çevrede bulunan kömür tozlarının havaya karışması sonucu, kömür tozu
infilakinden ileri gelir. Havada 4-5 kg/m3
kömür tozu varsa, havada bulunan kömür tozunun içinde % 40 oranında taştozu
karışmışsa veya havada bulunan kömür tozu kendi ağırlığı kadar su emerse kömür
tozu patlama ve yanma özelliğini kaybeder.
KÖMÜRÜN
POROZİTESİ (GÖZENEKLİ-LİK), Masif
bir yapıya sahip gibi görünen kömürlerin bünyelerinde bulunan; boyutları birkaç
mikron ile birkaç mm arasında değişen, bazan kılcal damara, küresel veya
düzensiz yapıya dönüşmüşboşluklar. Gözenekliliği fazla kömür, stok yerinde
oksitlenerek yanabilir. Kömürün gaz emme, buharda-sıvılarda şişme özelliği ve
yoğunluğu gözenekliliğin bir fonksiyonudur.
KÖMÜR
YIKAMA (ZENGİNLEŞTİRME) EĞRİSİ, —>
Yıkama eğrileri.
KÖMÜR
ZAYİATI, Kömür yatağında üretim
sırasında üretilebilecek duruma getirilip teknik nedenlerle çıkarılamadan
yeraltında kalan kömür. Kömür yatağından üretilen miktarın orada bulunduğu
hesaplanan rezerve oranı, zayiatın yüzdesini verir.
KÖPE
İHRAÇ SİSTEMİ, Kuyularda kafes
veya skip’i çalıştıran dengeli, kuyruk halatlı bir sistem. Bu sistemde, çelik
halat sürtünme oluklu büyük bir tanburun üzerinden geçer ve tanburun yarısı
veya daha fazla kısmı ile temas halindedir. Halat, baskı ve sürtünme
kuvvetlerinden yararlanarak, tanburu döndürmek suretiyle çekilir. Halatın hareketi
sonucu kafes ve dolayısiyle yük de çekilmişolur. En basit şekliyle halatla
tanbur arasındaki sürtünme açısı (dolanma açısı) 180½’dir. Ana tanburun çapını
iki kafes ekseni arasındaki mesafeden daha büyük yapmak ve yardımcı tanburlar
kullanmak suretiyle sürtünme açısı büyültülerek ihraç vincinin çekeceği ağırlık
artırılabilir. Bu sistemde halatın bir ucunda kafes veya skip diğer ucunda da
kafes, skip veya kontrpua asılır. Sistem tek, iki veya dört halatlı olabilir.
KÖPE
KASNAĞI, 1)
Köpe sistemi ile ihraç yapılan kuyularda çekici halatın üzerinde bulunan ve
sürtünme suretiyle hareket eden tambur. Bu tambur doğrudan veya dişliler
vasıtası ile döndürülür. 2) Köpe tamburu.
KÖPRÜLÜ
KAPSÜL, İçinde bulunan kutupları
birbirine bir rezistans ile bağlı ve alev alıcı hassas maddesi bu rezistans
üzerine yerleştirilmiş, içinden elektrik akımı geçirildiği zaman rezistansın
ısınıp alev alıcı hassas maddeyi ateşlemesi suretiyle dinamitlerin
patlatılmasına yarayan kapcık.
KÖPÜK
CAMI, İnce cam bölmelerle
birbirinden ayrılmışçok sayıda kabarcıktan meydana gelen cam. Köpük camı sünger
taşına benzeyen bir yapı gösterir ve ısıyı tutar.
KÖPÜKTAŞI,
—> Pomza taşı.
KÖPÜRTÜCÜ REAKTİF, —> Reaktif.
KÖRBACA, Herhangi bir gaye ile sürülüp görevi sona erince
terkedilen, çıkışı olmayan (galeri) baca.
KÖRBACA
RAMBLESİ, Kömürü alınmışolan
yerde, aralarında muntazam boşluklar bırakılarak taşduvar örmek suretiyle
yapılan dolgu usulü.
KÖRKUYU, 1) Yeraltında yukardan aşağıya
doğru açılan ocak katlarını irtibatlayan ve yeryüzü ile direkt çıkışı olmayan
kuyu. 2) Dahili kuyu. 3) İç kuyu.
KÖRKUYU
KESİTİ, Kullanılışamacı gözönünde
bulundurularak kör kuyunun kompartımanlara ayrılışdurumunu gösteren yatay
kesit. Kör kuyular nakliyat, kontrpua ve merdiven bölmelerini ihtiva eder.
KÖRMAKAS,
Manevra gayesi ile makas atılarak
uzatılan diğer tarafla irtibatı olmayan demiryolu.
KÖRNEFES,
CO2 gazı.
KÖSTEBEK AÇIK AYAK İŞLETME METODU, Cevher ve yantaşı sağlam olan nisbeten küçük metalik cevher (maden)
yataklarında cevher yatağını takiben açılan kılavuz ve tünellerden ibaret
şeklen köstebek yuvalarını andıran, hiç tahkimat gerektirmeyen veya lüzum
görülen yerlere arada sırada çatal direk vurularak yalnız bacalardan kazılan
cevherle iktifa edilen en basit yeraltı (üretim) işletme metodu. Bu usül ilkel olmakla beraber pratiktir ve fazla
yatırım gerektirmez. —> Basit mağara
açıkayak işletme metodu.
KÖSTEK, Ocak arabalarını frenlemek için araba tekerleğine
sokulan çomak. Çomak, ya bir kısa ve kalın sopa parçası ya da el tutacak tarafı
yuvarlak halkalı bir demir çubuktur.
KÖSTEK
ATMA, Meyilli yollarda ocak
arabalarının hızlı gitmesine (kaçmasına) mani olmak için vagon tekerleği
deliğine çomak (köstek) sokmak suretiyle tekerleğin ray üzerine sürtünmesi
sağlanarak fren yapma işlemi.
KÖŞE
TAŞI, Mermer işletmeciliğinde
köşeleri teşkil için hazırlanan taş.
KÖŞEGEN
FAYLAR, —> Gül diyagramı.
KRAKİNG, Petrolün içinde bulunan yüksek karbon zincirinin;
sıcaklığın ve basıncın etkisi altında parçalanması suretiyle düşük
hidro-karbonlar elde edilerek ham petrolden daha fazla benzin elde etme prosesi.
KRAL SUYU, —> Altın suyu.
KRANK
MİLİ, Pistonlu motorlarda biyel
kolu yardımı ile doğrusal hareketi dairesel harekete; pistonlu kompresörlerle
dairesel hareketi doğrusal harekete dönüştüren mil.
KRATER, 1) Yanardağ ağzı.
Yanardağların zirvesinde bazan da yamacında bulunan, lavların veya püskürük
kütlenin çıktığı yuvarlak çukur. 2) Bir gök cisminin yüzeyinde, bir göktaşının
çarpması ile açılan yuvarlak çöküntü.
KRAVAT, Sondaj kuyusunda sıkışan tij veya boruları
kurtarmak için kriko tatbik etmek amacıyla tij veya borulara kuyu ağzında
kelepçe gibi monte edilen iki yarım daire şeklindeki kıvrımları tij veya
borulara uyan ve birbirlerine cıvatalarla bağlanan iki çelik lama.
KREDİLİ
LAĞIM, Kullanma süresi beşyıldan
fazla olan ve yatırım programı çerçevesinde ödenek alınarak sürülen ve yapılan
harcamaları sabit kıymetlere intikal ettirilip amortisman
yoluyla itfa edilen lağım.
KRELYUS
METODU, Dar çaplı tijler ve
elmaslı delici uçla yapılan; yeryüzüne silindir şeklinde numuneler (karot)
çıkarabilen arama sondajı metodu. Bu metodla yatay dönen milin hareketi, dişli
kutusu vasıtası ile yatay olmayan sondaj tijlerine iletilir.
KRELYUS
SONDAJI, —> Elmaslı sondaj.
KREOZOT, Ağaç emprenyesi (tahnid) işlerinde kullanılan;
kayın ağacı katranından çıkarılan renksiz, sert kokulu ve dağlayıcı bir sıvı.
İçinde fenoller, özellikle gayaben bulunur. Bazı ilaçların hazırlanmasında
yararlanılır.
KRİBLAJ
BANDI, Lavvarda bulunan ızgaradan
geçmeyen, tuvönan kömürün elenmesi veya tanburlu kısımdan geçirilmesi sonucu
elek üstünde kalan iri parçaların kömür veya taşkısmının ayıklanarak
ayrılmasını sağlamak üzere kurulan düşük sür’atli band. Bu band çelik paletli
veya lastik bantlı olabilir.
KRİBLE, Üretilen tüvenan kömürlerin ızgara veya elekten
geçirilmesi sonucu ayrılan iri parçaların, triyaj’a (elle ayıklama) tabi
tutulması suretiyle elle ayıklanan parça kömür. Kömürden ayrılan artıklara da
krible taşı denir.
KRİBLE
KESMESİ, Krible kömür içinden elle
ayıklanan taşve şist parçaları.
KRİBLE
TAŞI, —> Krible.
KRİPİNE, Tulumbalarda emici hortum veya emici boruların
ucuna takılan veya flanşla bağlanan, içinde geri döndürmez klepe bulunan ve
yabancı cisimlerin tulumba tarafından emilmesini önlemek üzere sepet şeklinde
(delikli) olan hortum ucu veya boru başı.
KRİPTOKRİSTAL, 1) Taneleri gözle
görülemeyecek kadar küçük olan kristallerden oluşan. 2) Gizli kristalli. 3)
Kristalleri gizlenmişkayaç.
KRİSTAL, 1) Buhar veya sıvı
durumdan katı duruma geçen maddenin tabiat kanunlarına uygun şekilde, düzlem
yüzeylerle sınırlı olarak aldığı şekil; yani maddenin katı taneli normal şekli.
Kristalleşme tabiatın bir denge durumudur. Kristalleşmiyerek katılaşma durumuna
da “ Amorf” denir. Kristalleşme süresi uzun olursa iri kristaller teşekkül
eder. Kristalleşme kanunları, kristal köşelerinde yüzeylerin hiç değişmeyen
açılarla birbirlerine kavuşmaları sonucunu yaratır. Tabiatta 7 üstgrup, 32
grupta 320 çeşit kaidelere uygun kristal kafesi olması gerektiği
hesaplanmıştır. Kristâlleri tanımak için simetri
elemanlarından yararlanılır. Üç çeşit simetri durumu vardır: Simetri düzlemi,
simetri ekseni, simetri merkezi. Simetri düzlemi, kristali iki benzer parçaya
ayırır. Yani ayna düzlemi gibidir. Simetri ekseni, kristalin 360° nin tam
kesirleri (mesalâ 60°-90°) nisbetinde döndürüldüğünde ilk durumuyla aynen
çakıştığı eksendir. Simetri merkezi, kristal içinde merkezden geçen her
doğrunun, iki eşit parçaya ayrıldığı yerdir. Kristallerin bütün özellikleriyle
—> “ Kristallografi” bilim dalı
uğraşır.
Kristalleri
yapılarına göre üçe ayırmak mümkündür. a) Atom yapılı kristaller. Elmas bu tip
kristallere örnektir. Her atom, belli bir yönde, diğer dört atomla ve kovalans
bağlarla sıkı bir şekilde bağlanmıştır; bu sebeple kristal son derece serttir
ve çok zor ergir. Buna diğer bir örnek olarak grafit de gösterilebilir. b)
Molekül yapılı kristaller. Örnek olarak I2 moleküllerinden meydana gelmişiyot
kristalleri belirtilebilir, molekül içindeki atomlar kovalansla birlikte
bağlandığı halde molekülleri bağlayan kuvvet bundan çok daha zayıftır; kristal
kolay kırılabilir. Başka bir örnek, kristalleri S8 moleküllerinden
yapılmışalfa ve beta kükürttür (rombik ve monoklinik kükürt.) c) İyon yapılı kristaller. Örnek tip sodyum klorürdür (Na Cl)
. Burada yapıyı meydana getiren elementler iyonlardır ve her Na+ iyonu altı
klor iyonuyla, her Cl iyonu altı sodyum iyonuyla çevrilidir; kolezyon,
elektrostatik çekim kuvvetleriyle sağlanır.
2) Üç kısım silis, iki kısım kurşun oksit ve bir
kısım potasyum hidroksitten meydana gelen; saydamlığı ve parlaklığı sebebiyle
değerli olan; oyma ve yontma yapıldıktan sonra piyasada değer kazanan özel cam.
KRİSTAL TEŞEKKÜLÜ , Eriyiklerde sıvılarda ve buharlarda (gazlarda) bulunan bir
maddenin katı haline geçerken kristallerinin oluşması ile sonuçlanan süreç. Bu
olay “ kristallenme “ ile eşanlamdadır.
KRİSTALİZASYON
DİFERANSİYASYON, Yüksek basınç ve
ısı altında eriyik halde bulunan magmanın yeraltında herhangi bir çatlağa veya
boşluğa yerleşerek içerisinde bulunan ergime derecesi yüksek ağır metal
bileşiklerinin erken kristalleşmesi sonucu kendi ağırlıkları ile çökme
suretiyle ayrılması. İlk ayrılanlar; manyetit, ilmenit, kromit gibi ağır
minerallerdir. Bu şekilde oluşan maden yataklarına, kristalizasyon
diferansiyasyon (erken kristalizasyon) maden yatakları denir.
KRİSTALİN
KUARS (Si O2), Kayaç
kristali (Renksiz kristalin kuars) iri ve berrak kristalleri az bulunmasına
ragmen, en çok raslanan kuars çeşidi olup iyi bir mücevher imalinde de kullanılan
kuars türü.
Kristalin kuarslardaki renkler, ya içindeki
manganez, demir, nikel gibi, karışık maddelerden veya dumanlı kuarsta olduğu
gibi, radyoaktiviteden ileri gelir. Kuars ısıtıldığı zaman bu renklerden
bazıları kaybolur. Kristallerde umumiyetle hava kabarcıkları ve az miktarda
başka karışık minerallerin izleri vardır. Saç şeklindeki rutil krsitalleri,
rutinleşmiş(TiO2) kuarsı veya “Venüs saçı”nı meydana getirirler. “Kedi gözü” ve “ Kaplan gözü” denilen kuars, asbest [ uzun
ince kılımsı bünyeli olarak oluşan aktinolit (CaMg3Si4O12
ve FeO), amyant yahut asbest veya hornblende asbesti] lifleri ihtiva
edebilir. Hematitle renklenmişolan kuarsa da demirli kuars denir.
Pembe kuars, mavi kuars, strin, ametist, dumanlı
kuars, sütlü kuars ile katışık maddelerle birlikte bulunan kaplan gözü ve venüs
saçı ismi ile anılan türler kristalin kuarsın başlıcalarıdır.—> Saydam kıymetli taşlar, Kuars, Kuarsın
kıymetli taşları, Gizli kristalin kuars, Neceftaşı (SiO2).
KRİSTALİZASYON
YOLUYLA AYIRMA, Çözeltilerin
içerdiği belli elementlerin veya bileşiklerin; çözeltme ortamında bulunan
sıvının kısmi buharlaştırılması, çözeltinin soğutulması usüllerinden biriyle
veya müştereken kristalleşmesini sağlayarak zenginleştirme.
KRİSTALLENME, —> Kristal
teşekkülü.
KRİSTALOGRAFİ, Kristal haldeki madde-lerin oluşumunu, yapısını,
fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen bilim dalı. —>
Kristal, Kristal teşekkülü.
KRİSTAL
SİSTEMLERİ, Molekül yapılarına
göre minerâllerin kristallenmesi sonucu meydana gelen
kristallerin oluşum (teşekkül) sistemleri. Simetri kristallerin temel bir
özelliğidir. —> Kristal. Bütün
kristaller eğemen simetri öğelerine (unsurlarına) göre altı sınıfa ayrılır.
Bu kristal sistemleri izometrik (kübik), heksagonal
(altıgen), tetragonal (dörtgen), ortorombik, monoklinal (monoklinik) ve
triklinal (triklinik) sistemlerdir. Bazı kristaloğraflar trigonal ya da
romboedral (romboredrik) sistemi yedincibir sistem olarak kabul etmekle
birlikte bu sistem çoğunlukla heksagonal sistemin içinde tanımlanır. —> Şekil Kristalografi, Kristal.
KRİTİK
BOYUT, Eleme sonucunda elde edilen
elek altı ve elek üstü ürünlerin içinde bulunabilen ve elek açıklığının 0,75
ile 1,5 katı arasında olabilen parçaların boyutları. Elek deliği boyutuna göre
kritik parçaların varlığı elemenin güçlük veya kolaylığını belirler.
KRİTİK
CEVHER STOKLARI, Ekonominin
buhranlı dönemleri geçiştirebilmesi için gerekli olan ekonomik büyüklükteki
cevher stoğu.
KRİTİK FAALİYET, —> Şebeke planlaması.
KRİTİK
HIZ, Bilyalı değirmenlerde, öğütülen
malzemeyi teşkil eden taneciklerin herbirinin ağırlığının dönmenin yarattığı eksantrik kuvvete denk olduğu ve parçanın değirmen iç
cıdarına sanki yapışmışgibi kalma durumunu yaratan hız.
KRİTİK
TENÖR, Bir cevher yatağında mevzii
bir kısmın zenginleştirme tesisine veya dekapaj döküm sahasına gönderilmesinde
ayırım yapılmasına ölçü olan tenör değeri. Diğer bir deyişle, kritik tenör
altında olan kesimin tesislerinde işlenmesi ekonomik değildir.
KRİTİK
YOL, —> Şebeke planlaması.
KRİTİK
YOL METODU, Bir projede yer alması
gereken faaliyetler ele alınarak bunların doğru yapılışsıralarını, teknolojik
sırasını ve birbirleri ile çapraz ilişkilerini tesbit ederek projenin
yürütülme-sinin ve takibini sağlamak için geliştirilmişyöntem. Kritik yol
metodu deyiminin kısaltması CPM’dir.
CMP özellikle, projeyi teşkil eden işve
faaliyetlerin süre ve maliyetleri oldukça hassas olarak tahmin edilebilen, bina
inşaatı, tesis kurulması vb. projelerde uygulanır.
KRİTİK
YOL PLANLAMASI, —> Şebeke planlaması. Kritik Yol Metodu.
KRİYOLİT,
Sodyum aluminyum fluorit
bileşiminde bir mineral (Na3 Al F6).Elektrolit olarak aluminyum metalurjisinde
kullanılır. Hidroklorik asit, sodyum karbonat ve aluminyum hidrattan sentetik
olarak da elde edilir. Doğal rezervleri yaygın değildir ;
bilinen en önemli kriyolit yatağı Grönland adasındadır (İvigtut) ve kar
beyazı kütleler halinde bulunur.
KRİZOPRAS,
Yarı saydam elma yeşili renkte bir
—> Kalsedon. Rengi bileşimindeki
nikel oksitten ileri gelmektedir.
KRİZOTİL,
—> Zebercet.
KROKİ, 1) Bir yerin, bir tesisin
veya bir makinenin ölçeksiz olarak yapılan planı. 2) Taslak.
KROM
ÇELİĞİ, Elektrik veya
Siemens-Martin fırınında ferrokrom ilavesi ile elde edilen çelik. % 0,5 Cr
ilavesi, çeliğin sertliğini, mukavemetini ve elastikiyetini artırır. % 10-15 Cr ilavesi ile paslanmaz çelik elde edilir.
KROMİT, Kimyasal formülü FeO. Cr2O3
veya FeCr2O4 (—> Spinel)
olan krom mineralı. Kromit, bazik magmatik kayaçlar veya bunlardan meydana
gelmişolan metamorfik kayaçlar içinde bulunur. Kromitin cevher olarak
satılmasında en önemli unsurlar Cr/Fe oranı (raşyo) ile Cr2O3
ve SiO2 yüzdeleridir. Metalurji endüstrisi için Cr/Fe oranının 3:1, Cr2O3 miktarının ise % 46
civarında olması istenir. SiO2 miktarı ise % 3-10
arasında değişebilir.
KROM
NİKEL ÇELİĞİ, Bünyesine Cr ve Ni
ilave edilmişsert ve elastik çelik (% 1,5-3,5 Ni ve %
0,5-1,5 Cr).
KRON, 1) Taç biçiminde, ortası
delik, karotlu delmelerde kullanılan matkap. 2) Sondaj tijlerine bağlanan
kesici ve delici uç. 3) Başlık. 4) Delici burgu ucu. 5) Jakbit. —> Şekil.
KROVN -
BLOK , (CROWN - BLOCK) —> Sondaj kulesi.
KROSİNG, —> Hava
köprüsü.
KUARS , Az
çok saf halde bulunan kristalleşmişsilisyum dioksit (SiO2)
çeşitlerine verilen ad. Kuars, birçok kayacın bünyesinde, yer kabuğunda en
yaygın bulunan, sertliği 7, özgül ağırlığı 2,85 gr/cm3, çizgisi
beyaz, çabuk kırılır ve kırılma yüzü sedef içi şeklinde (Konkoidal), ergime
sıcaklığı
Kuars jenetik olarak, 1- Magmatik, 2- Metamorfik,
3- Sedimenter kökenlidir. Doğada fay ve çatlaklarda filon halinde bulunur.
Ayrıca cevher yataklarında gang minerali olarak rastlanır.
KUARSIN KIYMETLİ TAŞLARI (SiO2), En iyi tanınan ve ikinci derecede kıymetli taşlar.
Bunların en kıymetlisi olan kuarsın krsitalin olmayan türü ve diatomelerle
silisli süngerlerin iskeletlerinden oluşan umumiyetle renksiz ve beyaz olup
renklisi kıymetli taşolarak kullanılan opaller ile donuk beyaz, sarı, yeşil ve
tuğla kırmızısı renklerdeki adi opal; opalin bir çeşidi olan gayzerit;
diatomelerle (diatomit) diğer organizmaların mikroskobik kabuklarından meydana
gelen “ tripolit” tebeşir gibi beyaz, ince, taneli fakat sert ve camı çizer
(Moskof toprağı); Berrak, renksiz, camsı bir opal olan ekseriya kayaçların
üstünde kabuk ve küçük damar dolguları halinde bulunan bazen yarı saydam veya
beyaz olan “ Hyalit “ gibi opaller, kıymetli taşlar sınıfına dahildir.
Saydam
kuars mücevher taşları; renksiz veya sarı, kahverengi, mavi, siyah, mor, pembe
ve nadiren de yeşil renkte olur. Yarı saydam veya mat kuars mücevher taşları
daha da çeşitli renk ve şekiller arzeder. Bir kısmı bandlı, çizgili veya
beneklidir. Bunların isimleri bulundukları yerlere göre değişir. Bazılarının
birkaç ismi vardır, bazı isimler de birden fazla taşiçin kullanılır.
Kuarsın kıymetli taşları arasında; yıldızlı pembe
kuars, strin, dumanlı kuars, Ametist, kıymetli opal, ateşopali, siyah opal,
beyaz kalsedon [ kırmızı renklisi-karnoel, Ni tesiriyle yeşil olanı krisopras
(gözboncuğu), ipek yahut yosuna benzer yeşil yahut esmer yabancı madde içereni
-mokkataşı ve yosunakik, muhtelif renkli yuvarlak ve ince tabaklardan ibaret
olan kalsedona-akik (ağat)], sarduan, oniks (ekseriya siyah-beyaz veya kahverengi
beyaz renkli düzgün şeritli bir akik) —> Kalsit,
Jasp (mat kuars umumiyetle kırmızı, sarı, kahverengi yahut bu renklerin
karışımı, bazen bantlı), kantaşı, krizopras (rengi bileşimindeki nikel oksitten
gelen yarı saydam elma yeşili renkte bir kalsedon), karnalin (ekseriya saydam,
kırmızı veya kırmızı kahverengi tonlu bir kalsedon); sayılmaktadır. —>
Saydam kıymetli taşlar, Kuars, Kristalin
kuars, Gizli kristalin kuars, Neceftaşı (SiO2).
KUARSİT, 1) Esas unsuru kuars olan
taneli bir görüntüye sahip az çok şist yapısı gösteren metamorfik kayaç. 2)
Gayet ince kuars tanecikleriyle silisli çimentodan oluşan gre. Bünyesinde % 75-95 SiO2 içeren kuarsite protokuarsit, % 95’den
fazla bulundurana ortokuarsit adı verilir.
KUARS
KUMU, Granit, gnays vb. kuarsça
zengin bir kayacın ağır bir tempoyla parçalanması veya kuarsça zengin bir ana
kayacın üst üste faylanarak büyük basınçlarla parçlanması sonucu oluşan 2
mm’den küçük kuars (SİO2) tanecikleri. İkincil olarak kuarsitin
öğütülmesi ile de elde edilebilir. Kuars kumu refrakter sanayiinde silika tuğla
üretiminde, döküm sanayii ve cam sanayiinde kullanılır. Kullanım alanını
belirleyen parametreler SiO2, Fe2O3, Al2O3;
MgO, CaO,Co,Cr, As,P2O5
miktarları ve endüstrilerin gereksinimlerine uygun fiziksel özelliklerdir.
Kuars kumu (perlit, pomza ve diyatomit gibi minerallerle birlikte), yalıtımlı
hafif yapı malzemeleri adı altında gruplandırılır. Kuars kumları donmuşkar
beyazı, renkli, şeker tozu görünüşlü ve çok ufak tanelidir. Demir oksit
içeriyorsa, buna göre renk pembeden kızıla veya koyu kahverengine kadar
değişir. —> EK-13.
KUARS
LAMBASI, Ultraviyole ışın veren
kuars camından mamul lamba. Bunlar sağlık hizmetlerinde veya madencilikte,
arama ve bilimsel incelemelerde kullanılır.
KULE, Yüksek ve çoğu kez betonarme, çelik veya ağaç konstrüksiyon olarak silindir, kare prizma veya kesik
piramit şeklinde imal (inşa) edilen (soğutma kulesi, ihraç kulesi, sondaj
kulesi vb.) yapı. —> Sondaj kulesi.
KULLANILMIŞ
HAVA, 1)
Yeraltında çalışılan yerlerden dolaşarak nefesliğe (hava dönüşyoluna)
gelmişolan ocak havası. 2) Kirli hava.
KULUÇKA MERKEZİ, —> Teknopark.
KUM, 0,06-
Kumlar iri (0,6-
KUM
MUHTEVASI, Sondaj çamuru içindeki
nisbeten iri aşındırıcı parçacıkların yüzde miktarı.
KUMPANYA,
1) Daha
çok yabancı ortaklık. 2) Topluluk.
KUMTAŞI, —> Gre.
KUPA, —> Dibektaşı.
KUPOLA
FIRINI, Dökmecilikte kullanılan
pik ve hurda demirleri eritmeye yarayan tekneli fırın.
KURBA, 1) Dönemeç. 2) Viraj. 3) Kurb. 4) Yolun yön değiştirdiği kısım.
KURŞUN, Gümüşsü beyaz mavimsi gri renkte, tırnakla çizilebilecek
kadar yumuşak, dövülebilir ama çekmeye elverişsiz, atom numarası 82, atom
ağırlığı 207,19 ergime noktası
Kurşun tabiatta sülfür, karbonat, sülfat ve kompleks klorürler şeklinde bulunursa da bu metalin hemen
yegane cevheri çok defa bir miktar gümüşde ihtiva eden kurşun sülfür (PbS) yani
galendir. Kurşunun “ Servüzt (PbCO3) ismi verilen karbonat’ı ile “
Anglezit (PbSO3) “ adı verilen sülfat’ı cevher olarak büyük önem
taşımamaktadır. Bu kurşun mineralleri hava ve suyun yavaşetkisiyle galenden
meydana gelmişsekonder minerallerdir.
KURŞUN
210’
KURŞUNİ BAKIR, Antimonlu
bakır sülfür.
KURŞUN
LİÇİNGİ, —> Kurşun
üretimi.
KURŞUN
SPESİFİKASYONLARI, Ticarette işlem
gören rafine edilmişkurşun metalinin bazı ülkeler standardına uygun olarak
belirlenen muhteva oranları. Kurşun metalinin asgari rafine safiyetinin % 99,85
Pb olması istenir. % 99,999 safiyette “Zone Refined” tipi de vardır. LME’in
“Grade Pure Lead”i içinde asgari % 99,97 Pb bulunur. ASTM B29-79
üç tip sınıflandırma yapmıştır: (a) Corroding; asg. % 99,94 Pb ve azami %
0,0025 Ag+Cu. (b) Common; asg. % 99,94 Pb, azami % 0,005 Ag, azami % 0,0015 Cu.
(c) Chemical and Copper Bearing; asg. % 99,90 Pb, azami % 0,1 Ag + Cu.
KURŞUN
ÜRETİMİ, Kurşun cevherinden,
kurşun konsantresinden, kurşun-çinko karışımlı
konsantreden, liçing sonucu elde edilen kurşun çamuru veya çökeleğinden —> Pirometalurjik işlemler sonucu metal
kurşun elde edilmesi. Pirometalujik işlemlerin uygulanarak metal kurşun elde
edilen yöntemleri şunlardır:
1. İSP (Imperial smelting), 2. Reverber fırınları,
3. Water jacket fırınları, 4. Döner fırınlar, 5. Elektro-termik fırınlar, 6.
Kaldo yöntemi (Boliden), 7. Kivcet CS yöntemi, 8. QSL (Queneau-Schumann-Lurgi)
yöntemi, 9. Ausmelt-Isagmelt yöntemi, 10. Flash izabe yöntemi (Outo kumpu).
Pirometalurjik yöntemler uygulanmadan önce kurşun cevheri konsantre
haline getirilir veya hidrometalurjik yöntemlerle liçinge tabi tutularak
çökeltilir. Kurşun cevheri zenginleştirilmeden önce kırılır ve öğütülür. Öğütme
aşamasında genellikle çubuklu değirmen kullanılarak nisbeten yumuşak ve
kırılgan olan cevherin aşırı öğütülmesi önlenir. İnce öğütme bilyalı
değirmenlerde yapılır ve hidrosiklonla kapalı devre olarak çalıştıktan sonra
zenginleştirme işlemi için flotasyon tesisine verilir. Kırma ve öğütme
aşamasında iri mineral parçalarının kolayca kırılması özelliğini taşıyan
cevherin bulunması durumunda, gravimetrik yöntemlerle bir ilk konsantrasyon elde edilmesi tercih edilir. Bu aşamada jig ve
ağır mayi devreye konur ve buradan elde edilen ürün ince öğütme devresine
verilir. Bu şekilde öğütme ve flotasyondan önce —> Gang parçaları devreden çıkartılmışolur. Elde edilen kurşun
konsantesi sinterleme, izabe ve rafinasyon işlemlerine tabi tutulur. Kurşun
cevherinin liçinge tabi tutulması suretiyle zenginleştirilmesi ise klorlu
bileşiklerle veya sülfürik asitle, yapılır. Klorlu bileşiklerle muamele
yapılmadan önce PbS halinde olan cevher 400-
KURŞUNDAN GÜMÜŞ TASFİYESİ, —> Kurşun
üretimi.
KURTAĞZI,
Tahkimatta kullanılan fırçaların
iki ucunun veya çatal direklerin sarma ile temas eden ucunun sarma direğine tam
temas etmesini sağlamak için ay şeklinde balta ile veya silindirik testere ile
özel olarak hazırlanan (çenti biçimi) ucu veya uçları.
KURTARMA
CİHAZI, Tahlisiye cihazı.
Tahlisiyecilerin kullandığı, dışhava ile irtibatı olmayan, teneffüs devresinde
oksijen tüpü ve teneffüs edilen oksijenden CO2’yi ayırma düzeni bulunan cihaz.
KURTARMA EKİBİ , 1) Grizu, kömürtozu vb. infilak veya yanma olayında
kazaya uğrayanları kurtarmak için teşkil edilen ve tahlisiye cihazları ile
teçhiz edilmişekip. 2) Herhangi bir kazada kazaya uğrayanları kurtarmak için
görevli ekip.
KURTARMA
İSTASYONU, —> Tahlisiye istasyonu.
KURTARMA
RANDIMANI, —> Metal kurtarma randımanı.
KURU BUZ,
Katı (dondurulmuş) karbondioksit.
KURU
DELİK DELME, 1)
Lağım deliklerinin delinmesi sırasında çıkan tozların havaya karışmasını
önleyici bir tedbir alınmadan lağım deliği delme usulü. 2) Lağım deliklerinin
delinmesi sırasında çıkan tozun vakumla emilmesi suretiyle havaya karışmasını
önleyici bir düzenle lağım delme usulü. Bu usulle delik delmede emme başlığı
takılabilen özel lağım burgusu ve toz emici cihaz kullanılır.
KURU
HAZIRLAMA, Tuvönan cevher veya
kömürün, müşterinin istediği boyutlarda ve tenörde su kullanılmadan,
satılabilir hale getirilmesi.
KURU
TABANLI TOZ KÖMÜR YAKICI-LARI, Alev
sıcaklığının, kül ergime sıcaklığını geçmeyecek şekilde kontrol edildiği ve
alevin ısı transfer yüzeylerini yalayacak şekilde geçtiği; külün aglomera
edilmeden çekildiği yakıcılar. Bu tür yakıcılarda kül, yapışmadığı ve uçuştuğu
için, elektrostatik çöktürücülerde ve filitrelerde toplandıktan sonra çekilir.
KURULU GÜÇ, —> Elektrik enerjisi temininde kurulu güç.
KURUŞLU AMBAR, —> Ambar.
KURUTMA, Cevherle birlikte fiziki olarak sürüklenen
rutubetin cevherden ısı yardımı ile veya mekanik bir yöntemle (santrifüj kuvveti) uzaklaştırılması.
KURVENBAND,
Yatay ve düşey hareket kabiliyeti
olan dönemeçlere uyumlu nakliye bandı. —> Şekil.
KUŞ GÖZÜ, Bir
halatın bükümleri gevşetilmeden zorlanarak çekilmesi durumunda oluşan arızalı
yer.
KUVARS, —> Kuars.
KUVVET GAZI, Generatör gazı ile su gazının karışımından elde
edilen yanıcı gaz. Kuvvet gazı;
%
24,6-29,2 CO
%
14,8-10,1 H2
%
1,6-0,8 CH4
%
6,0-3,5 CO2
%
53,0-56,2 N2
ihtiva eder, kalorifik değeri 1.255 Kcal/m3’tür.
KUYRUK, Mermer madenciliğinde, taşın arka yüzeyinden daha
arkaya doğru uzayan kısmı.
KUYRUK
HALATI, 1)
Karşılıklı iki kafes ile çalışan bir maden kuyusunda, uçları iki kafesin
tabanlarına bağlanan ve taşıma halatlarını dengeleyen çelik halat. 2) Alt
halat. 3) Denge halatı.
Kuyruk halatları genellikle yassı halatlardan
seçilir. —> Halat değiştirme.
KUYRUK
KABLOSU, Maden işletmeleri ve
diğer şantiyelerde elektrikle çalışan ekskavatör vb. makineleri besleyen güç
nakil kablosu.
KUYU, Yeraltı işyerlerine ulaşmak amacıyla açılmışve
kesit boyutları derinliğine oranla sınırlı, düşey ve düşeye yakın bağlantı
yolu. —> Desandri.
KUYUBAŞI,
1) Kuyuya
yerüstünden girişyeri. 2) Kuyu ağzında kurulu tesislerin tümü.
KUYUBAŞI
MANEVRA İSTASYONU, 1) Maden kuyusu ağzında veya yerden
KUYUBAŞI
RÖSETİ, —> Kuyubaşı manevra istasyonu.
KUYU
BİLEZİĞİ, Kuyu kazısına başlandığı
zaman kuyu ağzına yapılan daha kalın cidarı olan dairevi kuyu ağzı tahkimatı.
KUYUDİBİ,
1)
Kuyunun en alt katla birleştiği yer. 2) Kuyudan insan, maden ve malzeme naklini
sağlamak için yeraltında açılan ve kuyu ile irtibatlı akrosaj, skip cebi,
tulumba dairesi vb. yeraltı yapılarının tümü.
KUYUDİBİ
DOLDURMA YERİ, Kuyu dibinde veya
ana kat seviyelerinin altında özel olarak açılmışskip ceplerine skiplerin
kolayca doldurulmasını sağlamak için küçük silo ve olukların bulunduğu yer.
KUYUDİBİ
HAVUZU, Maden kuyusunda ocak sularının
biriktiği en dip kuyu kısmı. Havuzun su alma kapasitesi; genellikle 24 saat
boyunca gelen suyu depolayacak kadardır. Havuzun su seviyesi, kuyu kafesinin
indiği en alt katın kotundan daha düşüktür. —> Su ihracı.
KUYU
KAPAKLARI, Maden kuyusu içine herhangi bir şeyin
düşmesini önleyen kapama düzeni.
KUYU KAZI
KOVASI, —> Fonsaj kovası.
KUYU KAZI
METODU, Kayacın cinsine, su
gelirine, inilecek derinliğe ve kuyu çapına bağlı olarak tercih edilen usul.
Kumavim kayaç ve az su geliri olan yerlerde —> Standart kazı metodu; gevşek, kumlu ve su geliri fazla olan formasyonlarda; —> Formasyon
dondurma,
KUYU KAZI
TULUMBASI, Kuyu kazısı sırasında
biriken suyu dışarı boşaltmaya yarayan ve su içine daldırılan küçük boyutlu,
elektrik veya basınçlı hava ile çalışan düşük irtifalı güçlü tulumba. —> Şamandralı tulumba.
KUYU
KESİTİ, —> Ana kuyu kesiti. Kör kuyu kesiti.
KUYU KILAVUZU,
—> Kayıt.
KUYU
KİRİŞLERİ, —> Ana kuyu kesiti .
KUYU
KÜRSÜSÜ, 1) Yeraltı işletmelerinde
açılan kuyularla kat lağımlarının birleşme yerlerinde yatay nakliyat sisteminin
dikey nakliyat sistemi ile uyumlu çalışmasını sağlamak için kuyu içi ve kat ağızlarına
kurulan çelik veya ağaç kalaslardan imal edilmişiskele şeklinde (çerçeve) konstrüksiyon. Kafes kayıtları ve kat ağzı kapıları da bu
çerçeveye monte edilir. 2) Kuyu çerçevesi.
KUYU
TAHKİMATI, Maden kuyusunun
cidarlarına destek olmak ve böylece kuyu içinde insan ve malzeme taşınmasını
emniyete almak için yapılan iksa.
KUYU
TOPUĞU, Kuyu yapısını ve kuyu
başındaki tesisleri, çökmeden (tasman tesirinden) doğacak hasara karşı
koruyabilmek için, kuyu çevresinde bırakılan emniyet topuğu. —> Topuk.
KUZEY
ANADOLU FAYI, Türkiyemiz yönünden
Saros Körfezi’nde ilk belirtileri gözlemlenen, Marmara Denizi’ni katettikten
sonra İzmit-Adapazarı-Gerede-Reşadiye-Erbaa-Erzincan-Varto’dan geçip Van
Gölü’ne ve hatta İran’a doğru uzandığı tahmin edilen sağ yönlü doğrultu fayı.
Anadolu’nun en etkili ve dünyanın sayılı fazlarından biridir. Kuzey Anadolu’da
vuku bulan depremler bu fay ve buna bağlı küçük faylar üzerinde meydana
gelmişlerdir.
KÜBAJ, 1) Açık işletmecilikte
dekapajın m3 cinsinden yerinde ölçülen kabarmışhacmi. 2) Yeraltı
işletmeciliğinde, kullanılan maden direklerinin hacim ifadesi.
KÜÇÜK
BULUŞLAR, —> Patent.
KÜÇÜK
İŞLETME, Günlük üretimi 100 ton
ile 1000 ton arasında değişen maden işletmesi.
KÜÇÜK
NOKTA HESABI, Koordinatları
bilinen iki noktayı birleştiren doğru üzerindeki noktaların koordinatlarını
hesaplama yöntemi. —> Şekil.
KÜÇÜK
TUMBA, —> Külbütör.
KÜKÜRT, (S) periyodik tablonun VIa grubunda (oksijen
grubu) yer alan kimyasal element. Son derece tepkin bir A metaldir. Eski çağlardanberi “ateştaşı”
olarak bilinir.
Kolay
kırılabilir, kırılma yüzeyi midye kabuğu şekilli ( düz değil), yağ parıltılı,
saf olanı kükürt sarısı açık sarı, kil karışmışolanı gri, bitüm karışmışolanı
da kahverengi renkte, çizgisi beyaz olan, kristalleri elin ısısı ile çatlayan,
ovalandığında negatif elektrikle yüklenen,
Kükürt, doğada çeşitli yollarla oluşur. Bunlar da a) Volkan oluşlu; 2H2S+O2—>2H2O+2S
veya 2H2S+SO2—>2H2O+3S, b) Çökelti oluşlu;
CaSO4+2C—>2CO2+CaS, CaS+O—>CaO+S, CaO+CO2 ––> CaCO3
c) Kaynak oluşlu; pek az da olsa kükürtlü kaynaklarda un şeklinde çökelir. d)
Biojen oluşlu; bazı organizmaların hayat faaliyetiyle oluşur.
Kükürt, lastik üretiminde (kauçuğun elde
edilmesinde) sülfürik asit üretiminde, kibrit yapılmasında, bitkilere zararlı
olan haşaratı öldürmek, barut imalatı vb. yerlerde kullanılır.
Kömür,
petrol ve doğalgaz kükürt bileşikleri içerir. Pirit ( FeS2), galen
(PbS), zinober (HgS), sfelarit (ZnS) ve kalkopirit (CuFeS2) gibi
sülfürler ile jips (CaSO4) ve barit (BaSO4) gibi
sülfatlar da kükürt içeren önemli mineraller arasındadır.
Kükürt
tuz domlarında bulunan kükürt çökellerinden ––> Solüsyon madenciliği, (Frasch yöntemiyle) çıkarılır. Bu işlem %
99,9 arılıkta kükürt elde edilmesine imkan verir.
—> Şekil. Doğal gazdan, petrol
arıtım gazlarından, piritlerden ve bakır-kurşun-çinko, kurşun cevherlerinin
izabesinden açığa çıkan gazlardan da kükürt elde edilir. Kükürt öbür gazlardan
çoğunlukla hidrojen sülfür (H2S) olarak ayrılır ve Claus yöntemiyle
element halindeki kükürde dönüştürülür. Claus işleminde hidrojen sülfürün kısmi
olarak yanmasıyla oluşan kükürt dioksidin gene hidrojen sülfürle tepkimeye sokulması sonucunda
kükürt elde edilir. (2H2S+SO2—> 2H2O+3S).
—> Üretim şeması.
Arı
kükürt açık sarı renkli, tatsız, kokusuz, gevrek bir katıdır, elektriği iyi
iletmez ve suda çözünmez.
Maden
yatağından üretilen tuvönan kükürt cevheri, yakacağı az olan yerlerde,—> Kalkaroni usulü kükürt üretimi, büyük
kütleler halinde yığılıp bu yığın ateşlenerek (burada kükürt kısmen yanar), bu yanmadan
ortaya çıkan ısı geri kalan kısmı ergitir ve böylece ergimişkükürt elde edilir.
Kükürt izabehanelerinde ise; (—> Şekil), bu işbüyük potalarda yapılır. Bu
potalar alttan ısıtılır burada kükürt kaynar ve buharlaşır, kükürt buharları
soğutulmuşdiğer potalarda yoğunlaştırılır daha sonra damıtılmak yoluyla
arıtılır. Kükürt buharları sıvı hale geçmeden yoğunlaşacak olursa ince bir toz
elde edilirki buna “kükürt çiçeği“ denir. Buharlar yoğunlaşırken sıvı hale
gelen kükürt ıslak tahta kalıplara dökülür. Bu şekilde elde edilen kürde “çubuk
kükürt“ denir.
Doğada saf veya çeşitli bileşikler halinde bulunan
kükürt sarı renkli, kokusuz, atom numarası 16, atom kütlesi 32,06, kötü
iletken, yoğunluğu 1,56 gr/cm3, 113°C’a doğru sarı bir sıvı vererek
ergiyen, 220°C’a doğru kararıp ağdalı bir duruma gelen, ısıtma devam ederse
tekrar akıcı olan 444,6°C‘da kaynayan suda çözünmeyip karbon sülfürde çözünen
bir katıdır. A metal (metalik olmayan)
sıvı kükürdün yavaşça soğutulmasıyla elde edilen ve uzun iğne benzeri
kristaller oluşturan monoklinal yapıdaki kükürt ise; 96°C-
KÜKÜRT
ÇİÇEĞİ, Kükürt buharı yoğunlaştığı
zaman teşekkül eden açık ksarı renkli toz kükürt. —> Kalkaroni usulü.
KÜKÜRT
DİOKSİT, Kimyasal formülü SO2
olup, 1 m3’ü
KÜKÜRTLÜ
HİDROJEN, Kimyasal formülü H2S
olup, 1 m3’ü
KÜL, Yakıtın içinde bulunan ve yanma olayı sonucunda
yakıttan geri kalan, yanmayan ve ağırlık yüzdesi olarak ifade edilen artık.
Yakıtın bünyesine teşekkül sırasında giren anorganik (CaSO4, FeSO4,
SiO2, N2 gibi) maddelere sabit kül, üretim esnasında
kömüre karışmışolan kil, kum vb. maddelere de serbest kül denir.
KÜL MONİTÖRÜ, İngiltere atom enerjisi kurumu ve Milli Kömür
Kurumu maden araştırma bölümü tarafından, öncelikle kömür için
geliştirilmişolan ve kömürün kül miktarını devamlı olarak ölçen cihaz. Cihazın
çalışma prensibi; pluton 238 izotopu tarafından radyasyona tabi tutulan kömür
nümunesinden geriye yayılan X- ışınlarının devamlı ölçülmesi sonucu kül
miktarının tesbit edilmesidir. Bu tesbite yardımcı olan faktör, kömür külünde
bulunan atom numarası yüksek olan elementlerdir. Çünkü radyasyon emilmesi
olayı, kimyasal elementlerin atom numaralarının artmasıyla doğru orantılıdır.
Yanma olayından sonra külde bulunan Si 14, aluminyum 13, kükürt 16 ve demir 26
atom numaralarını haiz olan elementler, külün içinde bulunmayan
; hidrojen 1, karbon 6, oksijen 8 ve nitrojen 7 atom numaralı
elementlere nazaran daha yüksek absorpsyon katsayısını haiz olduklarından külü
teşkil eden bu elementler daha düşük X ışını yansıtmaktadırlar. Almanya
Ruhrkohle şirketi tarafından ise amerikum 241 izotopu kullanan alternatif bir
cihaz geliştirilmiştir.
Kül
monitörü genellikle; sabit kül miktarı istenen kömür harmanlama tesislerinde
(termik santrallerde), kül açısından kalite kontrolünde ve tesis çalışmasını
kontrol için gerekli yönetim bilgilerinin elde edilmesinde kullanılır.
Kül monitörü sistem bakımından değişik bir şekilde
jiglerde ve kömür silolarının dolma durumunu kontrol etmekte ramble ile kömür üretilen
ayaklarda ramble malzemesinin üretilen kömüre karışıp karışmadığını kontrol
etmek; gibi yerlerde de kullanım alanı bulmuştur.
KÜLBÜTÖR, 1) Ocak arabalarını bir
manivela kolu ile tumba etmek için yapılmıştertibat. (Küçük
tumba) —> Tumba. 2) İçine
giren vagonları başaşağı çevirerek boşaltmakta kullanılan düzen. 3) Supaplar
silindir kafasının tepesindeyken, bunların hareket kumandasını oradan
göndermeye olanak veren parça (mil).
KÜLÇE ,
1) Eritilerek kalıba
dökülmüşmetal veya alaşım kütlesi ; külçe altın, külçe gümüşgibi. 2) Bir işleme
uğratılmamışbüyükçe metal parçası .
KÜLÜNK, Genellikle mermer madenciliğinde kullanılan iki ucu
sivri ve sapı kızılcık dalından yapılmışbalyoz.
KÜLÜNKÇÜ, Külünkle mermer
blokların yüzeylerini düzelten kalifiye işçi.
KÜP
TAHKİMATLI AYAK İŞLETME METODU, Hemen
tahkimata ihtiyaç gösteren çok çürük maden yataklarında başyukarı, başaşağı
veya V şekli ile ufki dilimli ve rambleli olmak üzere çeşitli şekillerde, maden
yatağının şekline göre geliştirilebilen, maden için muvakkat bir mesnet teşkil
etmek ve işçilerin işyerine girebilmelerine imkan
vermek üzere kübik kasaların ağaçları özel bir şekilde centili olarak
hazırlanıp ocağa getirilen ağaç tahkimatlı (üretim) işletme metodu. Bu usül
diğer birçok işletme metodlarının uygulanmasında bırakılan topukların
alınmasında da kullanılır. Eğer madenin taban ve tavanı (yan taşları) da çok
yumuşaksa kübik kasalar kafi gelmeyeceğinden kazıdan
sonra boşalan hacim ve kasaları bağlanan (tahkimatı yapılan) yerler derhal
ramb-le edilir.
KÜRE, Maden ocağı (Osmanlı dönemi deyimi.)
KÜRECİLİK,
Madencilik. (Osmanlı
dönemi deyimi.)
KÜRESEL
DOKU, —> Sferolit doku.
KÜREVİ TESVİYE RUHU, Üstü küre şeklinde bir cam ile örtülmüşkutudan ibaret, içinde eter ve
hava kabarcığı, cam kubbenin ortasında, yatay durumu göstermesi halinde hava
kabarcığının yerleştiği çizilmişküçük bir daire bulunan tesviye aleti. Kürevi tesviye ruhları genel olarak topoğrafik ölçme yapmaya
yarayan aletlerin kaba tesviyesinde kullanılır.
KÜREVİYAT
HATASI, Topografik ölçmeler-de,
dünya yüzeyinin tam bir düzlem olmaması yanında, dünyanın şeklinin de tam bir
küre olmalıp, beyzi bir şekilde yani kutuplarda basık, ekvatorda şişkin olması
nedeniyle meydana gelen hata. Dünyanın büyük yarıçapı
KÜREYİCİ,
Maden veya postayı, sabit bir
makara üzerinden dönüşyapan sonsuz halat yardımıyla geriye doğru küreyen
mekanik düzen.
KÜSKÜ, 1) Bir ucu sivri diğer ucu tornavida ağzı şeklinde yassıtılıp
özel şekilde bükülmüşve bazı tiplerinde bu uca çivi vb. şeyler sökümünde
yararlanmak üzere V şeklinde yiv açılmışvurma veya kanırma suretiyle koparma
veya kavlak düşürmeye yarayan araç. 2) Mermer işletmeciliğinde kullanılan sivri
veya yassı uçlu 0,5-1m boyunda çelik, delme veya yarma aleti.
KÜTLECE
DOLDURMA ORANI,
Sıvılaş-tırılmışpetrol gazı depolama kurallarıyla ilgili bir kavram olup;
LPG’nin
KÜTÜK,
Mayi metalin, kare, dikdörtgen
veya çokgen kesitli kalıplara dökülerek soğutulması sonucu elde edilen ve dövme
(forging), hadde (rolling) ve/veya çekme (extrusion) preslerinde
kullanılan metal külçe.
KÜVEK,
—> Pomza taşı.
KVEBRAÇO, Sondaj
çamurunun özelliklerini iyileştirmek 150 ½C sıcaklıklara kadar çamurun
bozulmasını önlemek için kullanılan, tanin ihtiva eden sondaj çamuru katkı
maddesi.